«كُمْ مِنْ قَائِم حَظهُ مِنْ صَلَاتِهِ التَّعَبُ وَالنَصَبَ»
«Nice namaz kılanlar var ki, onların namazdan nasibi, yorgunluk ve zahmetten başka bir şey değildir.»
«لَيْسَ لِلْعَبْدِ مِنْ صَلَاتِهِ إِلَّا مَا عَقَلَ مِنْهَا»
«Kişinin kıldığı namazdan kendisine kârı dokunan ancak akıl erdirerek kıldığı kısımdır.»
Meselâ zekât, insân zekâtını gafletle verse de olur, çünkü o haddi zatında isteğe aykırı ve nefse ağır gelen bir ibadettir. Oruç da bunun gibi haddi zâtında Allah'ın düşmanı olan şeytanın dostu ve âleti olan nefsin kuvvetlerini kahredip hevayı kıran bir ibadettir. Gafletle de olsa yine bu faydayı sağlar. Hac da aynı şekilde ağır ve yorucu bir ibâdettir. Haccı ifa ederken, kalb ister hazır olsun ister olmasın, nefse elem veren mücahede kendiliğinden hâsıl olabilir.
Namaza gelince: Namazda ancak zikr, kırâat, kıyâm, rükû, sücûd ve kuûd vardır. Zikr ise Allahu Teâlâ ile muhâvere ve münacat, gizli bir yalvarış ve anlaşmaktır. Çünkü namazdan gâye, iki şeyden biridir. Onlarda ya muhâvere, ya münacattır. Mide ve şehvet oruç ile, beden hac zahmetiyle, kalb, sevdiği maldan ayrılıp zekât vermekle imtihan edildiği gibi, lisânı da ses ve harf ameliyle imtihan etmektir.
Gafil kalb ile:
«اهْدِنَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَقِيمَ»
«Bizi doğru yola hidayet et.» (Fâtiha, 6)
demekle bunun bir yalvarış ve dua olduğunu kasdetmezse neyi istemiş olabilir? Hele bunu itiyat haline getirdikten sonra da dilini hareket ettirmekte ne güçlük vardır?