Sufiler boşuna "Peygamber kokusu gibidir" demiyorlardı ekmek kokusuna. Ekmek, kendisine atfedilen kutsallığı boşa çıkarmaz, sadece kokusuyla bile tokluk hissi vererek, güven ve huzur telkin ederdi.
Her ne kadar, bir sufi tarikatin Avrupadaki küçük de olsa gerçek anlamda bir şubesini kuran ilk Batılı olmasına rağmen, yirminci yüzyılın başlarında yegane Batılı Sufi Agueli değildi. Belki de o dönemlerde en çok bilinen Batılı Sufi, Rus bir anne ve babadan Cenevre' de dünyaya gelen Fransız gazeteci ve romancı İsabelle Eberhardt'tı.
Gelenekselcilikte olduğu gibi İslam, zahir ve batın arasında bir ayrım yapıyordu. Sufiler bazen Sufizm ile sufi olmayan hakim olan İslam anlayışı arasındaki farkı bu terimlerle ifade ediyorlar. Hakim İslam anlayışı zahir olanla ilgilenirken, Sufizm saf maneviyat anlamına gelen ezoterik/batın olana erişim sağlamaktadır. Sufi yolu'nun İslamın içinde bir yol olduğu vurgulanmıştır. Hakim olan İslamın daha titiz bir biçimde yaşanması batına girmenin ön şartı olarak kabul edilmiştir.
İbn Arabi İslam dünyasındaki Sufiler için önemli bir şahsiyettir. Agueli'yi takip eden birçok Gelenekselci için son derece önemli hale gelecekti. Sonraki Gelenekselciler İbn Arabi'ye vurgu yapmakta ancak nihai anlamda Abdulkadir es-Sufi' den yararlanmaktadırlar.
Taze çıkmış ekmek kokusunun insan ruhuna yaptığı etkiyi gayet iyi bilen Aşçıbaşı, kokuyu derin derin içine çekti. Bu koku başka kokular gibi ağzı sulandırmaz, insanı iştah ya da keyif gibi her an denetimden çıkabilecek hazlara boğmazdı. Sufiler boşuna "Peygamber kokusu gibidir" demiyorlardı ekmek kokusuna.