Bir tarihte, Eskişehir'i ziyaretinde, yakın köylerde gezinti yaparken, asırlık çınarların gölgesine sığınmış bir köy kahvesi önünde arabasını durdurdu.
Salih Bozok'a:
Bu çınarları hatırlıyorum... dedi; zaferden sonra bir gün yolum düşmüştü!
Eski anıları tekrar yaşamak için köy kahvesinin harap bir iskemlesine oturdu.
Biraz sonra kahveci ona, köyünün tek ikramı olan ayranı temiz bardaklar içinde getirince "Gazi" pek hoşnut oldu. Yaşlı kahveciye sordu:
Adın ne?...
Yusuf!...
Buralarda geçmiş savaşı hatırlar mısın?
Nasıl hatırlamam Paşam... Emrinde çavuştum!
Emrinde mi
Bütün kuvvetlerin Başkumandanı değil miydin, Paşam! Hep emrinde savaştık!
Büyük kurtarıcı, zeki köylüyü takdir etmişti.
Aferin gazi Yusuf Çavuş! deyince eski asker el bağladı:
Estağfurullah, Paşa! Gazi, sizsiniz!
Rütbe başka... Fakat savaştan dönmüş iki asker olmamız sıfatıyla, ikimiz de "GAZİYİZ!
Buna rağmen ne Ömer,ne de Macide birbirlerine yaklaşamıyorlar ve bu sıkıntılı sükût devam ettikçe aralarında kopmuş bir şey bulunduğunu daha çok hissediyorlardı.
"Milliyetçiliğin en hızlıları, ancak hangi Blok'un adamı ve mukallidi olmanın kavgasındadır. Buralarda milliyetçilik komşunun toprağını kırpmak ve bölgede nüfuz kurmak kavgası anlamına geliyor. İşte maalesef bu asrın iyimser değerlendirme ve düşünce sahipleri bu nedenle Balkan coğrafyasında sukût-ı hayale uğramaktadırlar."
Sevginin celbedilmesinde bütün bunlardan daha tesirli bir rol oynamak, arkadaşını gıyabında kendisine bir kötülük yapılmak istendiği veya açık, yahut da dolaylı yollardan şerefine dil uzatılmak istenildiği zaman, müdafaa etmektir. Kardeşliğin hakkı onu himaye etmek veya yardımına koşmak hususunda kolunu sıvamak, ona saldıranı susturmak, saldırgana karşı şiddetli ve göz açtırmayacak derecede hücuma geçmektir. Bu durumda sükût etmek, arkadaşın kalbini hararetle doldurur ve nefretini mucibdir. Bir de arkadaşlık hakkında kusurluluktur.