“Eksik…”
İnsanın içine işleyen bu kelime, her duyulduğunda zihinde bir boşluk açar, kalpte derin bir sızı bırakır. Hayatın tam ortasında, aslında hepimizin taşıdığı gizli bir yarayı fısıldar.
Şükrü Erbaş’ın İnsan Bir Eksik Sözdür kitabı, yalnızca şiirlerden oluşan bir eser değil; insanın iç dünyasına açılan derin, psikolojik bir yolculuktur. Onun dizelerinde kelimeler, suskunluklarımızın dili olur. Her satır, insana kendi kırılganlığını gösterir. Çünkü insan, daima biraz eksik, biraz yarım ve hiçbir zaman bütünüyle tamamlanmamış bir varlıktır.
Kitap boyunca en yoğun şekilde hissedilen duygu “eksiklik”tir. Tamamlanma çabasının aslında hiç bitmeyen bir yolculuk olduğu, şiirler ilerledikçe yavaş yavaş açığa çıkar. Erbaş’ın dili yalnızca bireysel yalnızlığı değil, toplumun ortak acılarını da görünür kılar. Okurken, kişisel yaraların aslında toplumsal belleğin parçaları olduğunu fark edersiniz.
Şiirlerin ruhunda varoluşun kadim soruları dolaşır: Kim olduğumuz, neden yarım hissettiğimiz, neden bir türlü tamamlanamadığımız… Erbaş bu sorulara cevap vermez; çünkü yanıt arayışının kendisi, onun dizelerinde şiire dönüşür. Ve işte bu yüzden kitap, okuru yalnızca düşünmeye değil, aynı zamanda derinden hissetmeye de davet eder.
Bu şiirleri okurken kendi içimde yarım kalmışlıklarla yüzleştim. Hayatın kimi anlarında söyleyemediğim kelimeler, yarıda bıraktığım duygular, hatta kendimden bile sakladığım suskunluklar aklıma geldi. Eskiden bunları bir kusur gibi görürdüm. Oysa bu kitap bana, eksikliklerin aslında insanın en insani tarafı olduğunu hatırlattı.
Belki de bizi birbirimize yaklaştıran şey, tamamlanmışlıklarımız değil; eksiklerimizdir. Çünkü herkesin içinde sakladığı bir boşluk vardır. Ve o boşluk, bizi ortak bir insanlık deneyiminde buluşturur.
Sonunda fark ettim ki insan,