sulcus melancholia

Puan vermedi·300 syf.··
2021 4. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 30 Haziran 2021 10:34
Sivri dilli kitapları sevin, özellikle mağdur olduğunuz konularda sizin söylemeye cesaret bile edemeyeceklerinizi haykırabilir o kitaplar muhataplarına. Şahsen ‘İyi Aile Yoktur’ benim için öyle bir kitap oldu. Nihan Kaya’nın okuduğum ilk eseriydi. Sosyal medyada paylaşılan o sivri alıntılarla merak edip okumaya karar vermiştim. İyi ki de öyle yapmışım. Bir tıp eğitimi almadan cerrah olsaydınız bu bir katliam olurdu. Aynı şekilde direksiyon eğitimi almadan araç kullanamazsınız. Ama benzerini ebeveynlik için asla düşünmeyiz. Diğer ikisi kadar hatta daha hayati bir mesele olmasını doğuştan göz ardı eden bir tarafımız var. Hele bir çocuk sahibi olayım da herkes ne yollardan geçmişse biz de bir benzerinden yürürüz anlayışının, anne babalığın tamamen içinizdeki o çok güvendiğiniz içgüdülerinize bırakılışının doğurduğu mühim bir sonuç var: birey olmaktan aciz bırakılmış şimdinin çocuğu, geleceğin özsaygısını yitirmiş, kolu kanadı kırılmış yetişkini. Ağzının bizim ağzımız olmasını, konuştuğunun bizim kelimelerimiz olmasını istediğimiz o çocuğu bize kutsal gelen ne varsa reddetmeyi bırak, sorgulayamayacağı bir şekilde dizayn etmememiz, aslında bizden bağımsız bir vücut, zihin, düşünce taşıdığını kendi çıkarımız için görmezden geldiğimiz, katlanmış temiz çamaşırlar, taze pişmiş yemekler, cebine konulmuş harçlıklar karşılığında onu istediğimiz gibi manipüle edebilmeye hakkımız olduğuna yönelik bilinçdışı motivasyon. Bunlar ve fazlasından bahsediyor Nihan Kaya konuda öncü gördüğü Alice Miller’dan ve diğer yazarlardan bol bol alıntı yaparak. Anne babalardan daha çok; olmaya karar vermiş, verecek, bir şekilde günün birinde ebeveyn olmak isteyenler okumalı böyle kitapları. Günümüzde tıp eğitimi, pratik direksiyon dersleri gibi bir ‘’anne babalık kursu’’ yok. Ama biz, özellikle
Psikoloji
İyi Aile YokturNihan Kaya · İthaki Yayınları · 20187,9bin okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
10/10
·616 syf.··
2018 39. kitabı
Seviyorum bu tarz kitapları. Hep söylerim kitap okumak; televizyonda dizi izlemekten, her gün aynı ortamı istemesek de paylaştığımız insanlarla lak lak etmekten, dedikodu yapmaktan, alışkanlık haline getirdiğimiz ama bize hiçbir faydası olmayan bir dolu gündelik eylemden farklı olmalı. Yoksa neden zamanımızı boşa harcıyoruz ki? Herkes dilediğini okuyabilir tabi ki ama ulaşmak istediğimizde -ya bir tık ötemizde ya bir kumanda uzağımızda- istemediğimiz kadar önümüze yığılmıyor mu yeterince melodram, ağdalı romantizm, ajitasyon, gerçekliğin yanına yanaşmayan tırı vırı bir sürü şey. Saatlerimizi harcadığımıza değmeyecekse, bir fark yaratmayacaksa neden yoruyoruz leğen kemiğimizi? (Yatarak okuyanları tenzih ederim.) Kitaba dönersek; bu kısım biraz spoiler: Dolu dolu bir girizgah yaptık ama aaa güzel miymiş o kitap dur alayım da okuyayım hemen de bitsin kitabı değil. Yaz dönemi, okul yok iş yok okunur bu diye elime alışımdan iki ay sonrasına kadar muhatabımdı. Ama okuduğum her sayfasına, her gününe değdi mi değdi. Evrime az buçuk ilginiz varsa ilk adı çekiyor zaten sizi. İnsan vücudunun öyküsü deyince bir meraklanıyorsunuz. İlk kısımda  maymun kuzenlerden başlayıp günümüz sapiensine kadar gerçekten de vücudunuz ne maceralardan geçmiş, şaşırıyorsunuz. İki ayak üzerinde dik durmak ve yürümek gibi yaparken üzerinde durmadığımız eylemlerin ilk ne zaman, nerelerden bize kadar ulaştığı gerçekten ilginizi celbediyor. İkinci kısmı hiç tahmin etmediğiniz bir noktaya; insan sağlığına bu önceden bir şekilde bilip duyduğumuz evrimsel sürecin ışığında bakıyor. Ve en can alıcı kısmı da burası. Bir çoğumuz hayatımız boyunca bir çok hastalıktan musdarip oluruz. Ya önemsemeyiz, ya kendimizi en yakın sağlık kuruluşuna atarız, ya da evdeki ilaçlara sığınırız. Neden hastalandığımızı, tıp
İnsan Vücudunun ÖyküsüDaniel E. Lieberman · Say Yayınları · 2015199 okunma
10/10
·168 syf.··
Beğendi
·
2018 6. kitabı
Üstünden zaman geçse de fırsat buldukça açıp açıp okuduğum, durup durup baktığım, yanımdan ayıramadığım hayatımın kitaplarından. Zaten ezelden pesimist bir tipseniz içine içine çekiyor ama kitaba olan sevgim bambaşka. Gökkuşağını yakalama rüyalarıyla vecde gelmiş bir aklı havadaysanız bile Cioran size tabiri caizse vura vura haykırıyor her şeyi ama kızmaya, isyan etmeye, şöyle ağız tadıyla delirmeye, okumaya başladığınız o günden geriye isteseniz de dönmeyeceğiniz için kitaba lanet etmeye fırsat bulamadan beyninizi eze eze giriyor sizden içeri. Korku? Belki zaman zaman ürküyorsunuz cümlelerinden ama kendinizin birazında gizli zalime de hitap eden tarafı var ki zevkle uluyor içeride. Umut? Kapağını açtığınız anda kaybolmuştu bile. Dehşet? En az var'ın, varlığın kendisi kadar... ve bunu bize acı acı haykırdığı için Cioran'dan pek hazetmediğimizi düşünüyoruz ilk, sonra savurdukça göğsümüze darbelerini adeta bir kılıç gibi kıvrak kelimelerinin; düşüncenin birisine göre değili ancak bu kadar zarif bir canilikle dile gelebilir diyor, hayran kalıyoruz o melankoli tanrısına. Gökkuşağı kaçıyor, renkler soluyor, bir adet varoluş karşılıyor tek başına salt benliğimizi. Geç kalmalarımın başındadır bu kitap. Çoğu şeyden önce girmeliydi dünyama kesinlikle. Cioran'ın karanlığına da attığım ilk adımım olmuştur. Çürümenin Kitabı'yla yürümek istiyorum uzunca. Hiç acelem yok koşmak için de. Her gün çekiyorum içime bir kuple, yetmez olasıya kadar da sürmek istiyorum keyfini. Hiç de doymam orası aşikar ama beyninin odacıklarından intiharını kutsamış her fikri için ortaya koyduğu her eserini öncekini bir şekilde sindirebilmiş olarak okumak istiyorum; bu sebeple de daha bitmiş sayılmaz münasebetimiz. Öneri kısmını bilemiyorum. Sizi etkilememe gibi bir durumu yok bile. Ama işinizi
Felsefe
Çürümenin KitabıEmil Michel Cioran · Metis Yayınları · 202514,5bin okunma
10/10
·80 syf.··
Beğendi
·
2018 1. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 08 Nisan 2018 00:00
Yani nasıl söylenir, nasıl anlatılır ki bünyeye tesiri. Benim diyen pesimisti bile ikna edebilen, hamdolsun hayatında şu sıra hiçbir şeyi düz gitmeyenlere yol gösterebilecek, yalnızca 70 küsür sayfaydı diyebilirim. Bir alıntıdan başlayacağım öyleyse: ‘’Eğer nasıl biri olduğumu bilseydiniz, şu anda beni selamlarken yüzünüzde gördüğüm o tatlı, dostane gülümseme kim bilir nasıl donup kalırdı dudaklarınızın kıyısında! Vereceğim selamı bir çamur lekesini silkeler gibi öfkeyle küçümseyerek elinizin tersiyle geri çevirirdiniz. Ama daha siz beni dışlayamadan ben sizi dışladım, bugün öğleden sonra benim de bir parçası olduğum o soğuk, kemikleşmiş dünyanızın dışına fırlattım kendimi, pistonların üstünde duygusuzca kayan ve kendi etrafinda kibirle dönen o büyük mekanizmada sessizce çalışan bir çarktım ben de. Hiç bilmediğim bir uçurumun içine düştüm, yine de o bir saatin içinde sizin aranızda geçirdiğim kaskatı yıllardan çok daha canlı hissettim kendimi. Size ait değilim artık, içinizden biri değilim ama yükseklerde, ama diplerde dışınızda bir yerlerdeyim, fakat asla ve asla sizin burjuva refahınızın düz kumsallarında değilim artık. İlk kez iyiliğin ve kötülüğün insanın içinde yaratabileceği haz adına ne varsa hepsini hissettim, fakat benim nerelere vardığımı asla bilemeyeceksiniz, beni asla tanımayacaksınız: Ey siz insanlar, siz benim sırrımı nereden bileceksiniz!’’ Kendi sırrımıza erebildik mi? Kendimizi keşfedemeden birer burjuva, birer hümanist, birer meslek erbabı, dava adamı mı olduk? Bir şeyleri atlamış olabilir miyiz? Bizim ne istediğimizi mesela…Tek başımıza yanılmaya cüret edemiyor muyuz acaba boynumuza kadar battığımız değişmezlerden? Tabular içinde yüzenler doğrularını paylaşamazken, biz yanılsak; ama kendi başımıza yanılsak? Peki ya yanılgı dediğimiz yol aslında
Edebiyat
Olağanüstü Bir GeceStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2023171,9bin okunma