Gerçi anılara inanmam ben. Yaşanmış, bizi terk edip gittiği o anın içinde yaşanmış, bitmiştir. Şiire gelince, o da yirmi elli, yüz yıl sonra aynı şekilde yok olup girmiyor mu?
Mutluluk ya da mutsuzluk, insanlar ya da yalnızlık, geçmiş ya da gelecek bir düştü. Arzuladığı hiç bir şey yoktu artık. Böyle bir anda suskunlaşmak, ölmek bu herhalde diye acıyla düşündü.
"Hep şunu söylerim," diye devam etti Hildegarde, "otuz yaşında bir adamla evlenip ona bakmaktansa, elli yaşında bir adamla evlenip onun bana bakmasını tercih ederim."