Kendini bir kitabın konusu olarak kullanma projesinin ünleri nedeniyle tanınmayı arzulayan istisnai kişiler için hoş görülebileceği söylenecektir bana. İtiraf ederim ki bundan kuşkum yok; neredeyse hiçbir zanaatkârın sıradan birini görmek için işinin başından ayrılmayacağını da bilirim ama önemli birinin kente geldiği duyurulduğunda bütün tezgâh ve dükkânlar anında boşalıverir. Birilerince taklit edilmek, hayatının, fikirlerinin başkasına örnek olması arzusunun ötesinde bir şeydir tanınır olma çabası. Julius Caesar ve Ksenophon’a kendilerini öyküleme hakkını veren şey büyük savaş başarılarından oluşan temelin haklı, sağlam olmasıydı. Büyük İskender’in günlükleri, Augustus, Cato, Sulla, Brutus’un söyledikleri ve diğer yapılanlar hakkında bir şey bilmeyenler buna hayıflanıyordur umarım. Yüzü bakıra ya da taşa oyulmuş kimi insanları bu yüzden sever, bu sebeple araştırırız.
Sulla öldükten sonra da yaptığı yeni teşebbüslerle bu serveti arttırmasını bilmişti. İtalya'da geniş topraklara, İspanya'da gümüş madenlerine sahipti, elinde çeşitlik san'atlardan anlayan yüzlerce kölesi vardı.
Bu yıllarda Sulla Anayasasına karşı cephe alan, onu yıpratan ve nihayet yıkanlardan birisi de, bu düzenin kurulmasına yardım etmiş olanlardan M. Licinius Crassus'dur.
Caesar'ın Doğuya giderek orada askerliğini parlak bir şekilde yaptığını ve Sulla öldükten sonra ( M.Ö. 78) Roma'ya döndüğünü ve Sulla Anayasasına karşı yapılan parti mücadelelerine katıldığını görüyoruz.
Sulla, Caesar'a bu parti ile olan ilgisine bir son vermesini ve karısından ayrılmasını ( 82 de) emretmişse de Caesar razı olmamış ve bunun için medeni hakları elinden alınmıştır. Hayatını da büyük bir zorlukla kurtarabilmiş ve ancak Vesta rahibelerinin arabuluculuğu ile affedilmiştir.