şule

şule
@sulros
9/10
·112 syf.··
2021 9. kitabı
·
11 saatte okudu
·
Okunma: 28 Şubat 2021 23:49
spoiler Hikayenin anlatıcısı, olayın üzerinden yirmiden fazla yıl geçtikten sonra doğduğu kasabaya gelip bu cinayet hakkında araştırma yapan bir gazeteci. Anlatıcı, tanık kişilerin konuşmalarına yer vererek cinayet sürecini bize aktarır. Ancak tanıklar o pazartesi gününün yağmurlu olup olmadığı hakkında bile ortak bir noktada buluşamayacak ifadeler kullanırlar. Kasabaya gelen Bayardo San Roman, Angela Vicario’yla evlenmeye karar veriyor. Herkesin delicesine eğlendiği ihtişamlı bir düğünden sonra, yeni evliler üstü açık arabalarına binip ilk gecelerini geçirmek üzere düğünden ayrılıyorlar. Ancak çok kısa bir süre sonra Bayardo San Roman, Angela’yı babasının evine getiriyor. Angela, namusunu kirleten kişinin öldürüleceğini daha ilk sayfadan bildiğimiz Santiago Nasar olduğunu iddia ediyor. Angela’nın kardeşleri ikiz Pedro ve Pablo kardeşler de namus cinayeti için bıçaklarını alıp Santiago’yu öldürmek üzere kasabaya iniyor. Bu gizli bir cinayet değil, öyle ki ikizler kasaba bıçaklarını bilemeye gittiklerinde dahi Santiago’yu öldüreceklerini oradaki kişilere çekinmeden söylüyor. Kimi, ikizlerin iyi huylu olduğunu bildiği için sadece geceki düğünden kalma sarhoşlukları sebebiyle saçmaladıklarını düşünüyor, kimi işin içinde namus olduğu için karışmak bize düşmez diyor, kimi ikizlerin niyeti bu denli açık ve herkes tarafından duyulduğu için Santiago’nun haberi mutlaka aldığını ve kendini koruyacağını düşünüyor, kimiyse eğer Angela’nın bekaretini alan kişi eğer Santiago ise, zaten çoktan kaçmış olacağını düşünüyor. Oysaki ikizler aslında bu iş için çok da istekli değil, evet bu namus temizlenmeli ancak sanki birileri onlara engel olsun diye bu kadar duyuruyorlar cinayeti. Ve bir şekilde bu durumdan Santiago Nasar bihaber kalıyor. ‘’’Aşk namustur.’’ alıntısıyla hiç de yabancı
Kırmızı PazartesiGabriel Garcia Marquez · Can Yayınları · 202595,4bin okunma
Reklam
6/10
·80 syf.··
2021 8. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 27 Şubat 2021 00:13
spoiler Kırgızistan doğumlu Cengiz Aytmatov, babaannesinden manas destanları, çeşitli masal ve efsaneler dinleyerek büyüyor. Sert step iklimi ve sert sovyet rejiminin arasına sıkışmış bir çocukluk geçiriyor. İkinci dünya savaşı yıllarında tüm erkekler askerde ve normal zamanda erkeklerin üstlendiği işlerin hepsini artık çocuklar ve kadınlar yapıyor. Cemile romanı, tam da Aytmatov’un bizzat gözlemlediği bu dönemden bahsediyor. Cemile hali vakti yerinde bir aileye gelin gitmiş, ancak evliliğin hemen ardından eşi Sadık, cepheye gitmek zorunda kalmış. Eğilirken yere kadar uzanan örgülü saçlarıyla, kendine güvenen serbestliğiyle, becerikliliğiyle, çalışkanlığıyla ve güzelliğiyle dikkat çeken, dışa dönük, alaycı ve mutlu bir kız. Sadık’ın küçük kardeşi Seyit ve Cemile, komutanın isteği üzerine askerler için tahıl taşırlar. Onlara Danyar adında savaş gazisi bir genç eşlik eder. Danyar Cemile’nin aksine dalgın, sessiz ve içine kapanık. Aralarında gizli bir bağ, kuvvetli bir çekim oluşur, bir ağustos gecesi dönüş yolunda ısrarlar üzerine Danyar’a söylettikleri türkü ise satırlardan taşar ve kulağımıza kadar gelir. Bu hikayenin anlatıcısı olan Seyit, bir vatan türküsünün ancak gerçek bir vatan sevdalısı ve gerçek aşkı tadan bir kişi tarafından böyle hisli okunacağını düşünür. Ve haklıdır da, Danyar Cemile’ye aşıktır. Sonraları kendisine itiraf ettiği üzere, Seyit’in de ilk aşkı abisinin karısı Cemile’dir. Danyar ile Cemile’nin bu gizli aşkının gizli tanığı da yine Cemile’nin kaynı Seyittir. Bu duruma karşı çıkmaz, başkalarından kıskandığı biçimde Danyar’dan kıskanmaz Cemile’yi. Sadık’ın savaştan avıla döneceğinin haberini aldıklarındaysa Cemile ve Danyar kaçarlar. Cafer Gariper, Cengiz Aytmatov'un Cemile Adlı Hikayesinde İnsanın Kendisi Olması Problemi ve Aşk adlı incelemesinde
CemileCengiz Aytmatov · Ötüken Neşriyat · 201944,5bin okunma
9/10
·348 syf.··
2021 4. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 05 Şubat 2021 11:53
(spoiler) Ursula bu kitapta bize iki ayrı dünya sunmuş. Bunlardan biri Urras, ileri seviyede kapitalist bir evren. Diğeri ise Anarres, Urras’tan Odo’cu devrimden sonra ayrılanların yerleştiği ve tamamıyla anarşist bir evren. Anarres’te insanlar herhangi bir yasaya, bir devlete veya bir otoriteye tabi değil. Özgürlüklerinin tek kısıt noktası, kişilerin ve toplumun vicdanı. Burada konuşulan dilde (Pravcada) oyun ve çalışma sözcükleri aynı kelimeyle karşılanıyor, çünkü Anarres’te bir iş yapmak organik toplumun devamı için kollektif hislerle halledilmesi gereken bir oyundan ibaret. Shevek Anarres’te yaşayan bir fizik kuramcısı. Üzerinde çalıştığı kuramını Anarres’in temel motivasyonu olan ‘paylaşım’ın gereği yayınlamak istediğinde ve çalışmalarını sürdürme aşamasında birtakım sıkıntılarla karşılaşıyor. Örneğin ÜDE’de (üretim dağıtım eşgüdümü) bazı kişilerin hiyerarşi yaratma eğiliminde olduklarıyla yüzleşiyor. Bu gelişmelerden sonra Anarres’ten Urras’a gitmeye karar veriyor çünkü çalışmasını orada bitirip yayımlayabileceğini sanıyor ancak Urras’ta fikirlerin dahi devlete ait bir mülk olduğunu gözden kaçırıyor. Urras’ta istenilen Shevek’in kuramının mühendisler tarafından kullanılması ve üretilecek makinenin temelini oluşturması. Onun istediği ise gerçek bir anarşist olarak kuramını tüm insanlıkla paylaşmak. Kitabın en keyif aldığım kısmı Shevek’in, Urras’ı ilk izlenimleriyle betimlediği yerler. Kapitalist bir evren olduğu için yaşadığımız dünyaya benzeyen yönlerini, tam anlamıyla farklı bir gezegenden gelen Shevek’in gözünden okumak çok farklı bir deneyim. Bu kitap, bir toplum düzeni hangi ideolojik zemin üzerinde yaratılmış olursa olsun bunda mutlak mükemmelliğin yaratılamayacağını düşündürüyor. Ne Urras ne de Anarres tam anlamıyla bir ütopya veya distopya değil.
MülksüzlerUrsula K. Le Guin · Metis Yayınları · 202215,6bin okunma
6/10
·56 syf.··
2021 3. kitabı
·
17 saatte okudu
·
Okunma: 23 Ocak 2021 14:18
schopenhauer, pozitif mutluluğun kuruntu ve acının gerçek olmasından yola çıkan ‘’eudaemonoloji’’ yani mutlu olma sanatı hakkında ‘hayat kuralı’ başlıkları altında, çeşitli filozofların görüşlerini de ekleyerek kendi felsefesini sunuyor bize. eudaemonoloji, mutlu yaşamanın yalnızca olabildiğince az mutsuz ya da kısaca katlanılabilir bir hayat anlamına gelebileceği önermesi üzerine kuruludur. radikal kötümserliğin simgesi olan schopenhauer, memnuniyetsizliğin kaynağının isteklerin katsayısını yukarı çekme çabamız sürekli yenilenirken bunu önleyen diğer katsayının hareketsizliğinde yattığını söyler. ona göre bize sunulan bu ömürde mutluluğu kovalamak yersizdir. olması gereken mümkün olduğu kadar acıdan kaçmak ve mutluluk kuruntularına dair çabalara girişmemektir.
Mutlu Olma SanatıArthur Schopenhauer · Can Yayınları · 202017,7bin okunma
4/10
·109 syf.··
2021 1. kitabı
(spoiler) kendini ‘’eskiden beri insanlık ehliyeti olmayan bir çocuktum.’’ ifadeleriyle tanımlayan yozo’nun insanlığını yitirme hikayesi. çocukluğunda insanların bahsettiği yaşantının (burada normal yaşantıya ne kadar uzak olduğunu ‘bahsedilen yaşantı’ ifadelerini seçmesiyle iyice fark ediyoruz. yaşantıyı yaşantının içinden gözlemleyememiş, yalnızca duymuş.) dışında kaldığının fark edilmemesi adına insanları güldürme, türlü şaklabanlıklar yapma yolunu izliyor. yozo, topluluk içi ve dışı diye herhangi bir ayrım yapmadan, başka bir perde açmaksızın insanların yaşamından kaçmayı sürdüren biri. arkadaşı horiki ile katıldığı marksist toplantılardaki tutumu yozo’nun yaşamının özeti niteliğinde. marksist ideoloji, ‘yoldaş’ların çalışmaları, eleştirilen toplumsal ve ekonomik düzen onu ilgilendirmiyor. bu toplantılara yalnızca oradaki illegal havadan hoşlandığı için gidiyor. sonrasında yoşiko ile bir evlilik yapıyor. ‘’evleneyim. bu yüzden ne kadar büyük bir üzüntü peşi sıra getirirse getirsin ömrümde bir kez olsun çılgınca bir sevinçle dolayım. el değmemişlik ve güzellik. bunların aptal eserlerin duygusal tasavvurlarından öteye geçmeyeceğini düşünürdüm ama ben de bu dünyada yaşıyorum işte.’’ insanlara karşılıksız güvenen yoşiko’nun tecavüze uğrayışı yozo için ciddi bir kırılma noktası oluyor. şahit olduğu bu tecavüzde o an kızı kurtarmayı bile unutup kalakalıyor. ve bu tecavüz sahnesini ‘’aydınlık odada iki hayvan duruyordu.’’ şeklinde tasvir ediyor. travması doğmuş olmak diyebileceğimiz osamu dazai’nin kendi hayat öyküsü ile ilişkilendirebilecek bir kitap.
İnsanlığımı YitirirkenOsamu Dazai · Sel Yayıncılık · 202060,2bin okunma