Henüz vakit varken, gülüm
Paris yanıp yıkılmadan,
henüz vakit varken, gülüm
yüreğim dalındayken henüz,
ben bir gece, şu Mayıs gecelerinden biri
Volter Rıhtımı’nda dayayıp seni duvara
öpmeliyim ağzından
sonra dönüp yüzümüzü Notrdam’a
çiçeğini seyretmeliyiz onun,
birden bana sarılmalısın, gülüm
korkudan, hayretten, sevinçten
ve de sessiz sessiz ağlamalısın,
yıldızlar da çisemeli
incecikten bir yağmurla karışarak.
Henüz vakit varken, gülüm
Paris yanıp yıkılmadan,
henüz vakit varken, gülüm
yüreğim dalındayken henüz,
şu Mayıs gecesi rıhtımdan geçmeliyiz
söğütlerin altından, gülüm
ıslak salkımsöğütlerin.
Paris’in en güzel bir çift sözünü söylemeliyim sana,
en güzel, en yalansız,
sonra da ıslıkla bir şeyler çalarak
gebermeliyim bahtiyarlıktan
ve insanlara inanmalıyız.
Yukarıda taştan evler,
girintisiz, çıkıntısız
birbirine bitişik
Bazı ruhlar bazı ruhlara kâlu beladan aşinadır. Elest bezminde ruhun ruhuma sarıldı. Seni ev belleyişimi başka türlü açıklayamıyorum. Seni seviyorum ve bu hiçbir şeye yetmiyor. İsterdim ki, sevgim seni sımsıcak bir iklime götürsün, kucağına bastırsın. İsterdim ki tüm dertlerini unuttursun, bahçende çiçekler açtırsın. Seni seviyorum ve sevmenin sadece sevmek olarak kalmasının sancısı, göğsümü tarumar ediyor...
Acaba şu anda o ne düşünüyor? Herhâlde beni değil... Niçin ?.. Onun kafasında bir müddet yaşamak için neleri feda etmem ki?.. Her şeyi.. Bana şimdi bir işaret versin , derhâl, bir an düşünmeden şu tramvayın altına atlarım.