Marceline Proust

Marceline Proust
@sultiderler
Hemşire
İstanbul Bilgi Üniversitesi
Combray
İstanbul, 3 Mart
157 kütüphaneci puanı
1646 okur puanı
Ekim 2019 tarihinde katıldı
Şu anda okuduğu kitap
10/10
·158 syf.··
Beğendi
·
2025 55. kitabı
·
13 günde okudu
·
Okunma: 10 Aralık 2025 09:39
Finnegan Uy’anması’nın yanına çok güzel bir eşlikçi oldu: Kadınlar Rüyalar Ejderhalar. Okumayı sevdiğim kadın yazarlar arasında en sevdiklerimden biridir Ursula K. Le Guin. Öykülerini ve romanlarını keyifle okuduğum yazardan ilk kez kurgu dışı bir eser okudum ve olağanüstüydü. Özellikle yazmakla kadın olmanın ilişkisini irdeleyiş biçimine ve her konuda anlatmak istediklerini lafı dolandırmadan örneklerle açıklamasına bayıldım. Üstelik tüm bunları yaptığı sırada, kimseden bir çekincesi olmadığını belli ediyor ve samimiyetini esirgemiyor okurundan. Kitabın çevirisini yapanlardan biri olan Bülent Somay’ın eser hakkında mükemmel bir önsözü var; bu yazıyı okuduktan sonra giriş yaptım esere. Le Guin’in ele aldığı her konuyu, okuru çırılçıplak bırakarak yapması ve o acımasız gerçekleri tek tek yüzümüze vurması nedeniyle kitabı hemen bitirmek imkânsız. Üzerine düşünülecek, not alınacak o kadar şey var ki, günlerce bu yapıtla meşgul olmanın her şeye rağmen bana iyi gelmesine çok sevindim. Yazarın olgunluk çağında kaleme alındığı için tıpkı bir mentor gibiydi kendisi. Bir rehber gibiydi; sıkıcı nasihatler yerine önemli nokta atışlarıyla içimde bir yerlere dokunması ve beni kendim hakkında düşündürmesi çok etkileyiciydi. Rüyalar, çocuk ve gölge, büyümek, kadınlar ve yazarlık, kadın olmak, bilimkurgu ve fantastik eserlerle ilişkimiz gibi birçok konuda görüşlerini sunmuş yazar. Favori konum ise “kadınlık ve kadın yazar” olmaktı. Çocukluğumdan beri kitap okumak hayatımın bir parçası oldu ve yıllar ilerledikçe önemi de artmaya başladı. Uzun zamandır iyi edebiyatın ürünleriyle ruhumu beslediğim için, içimde filizlenen yazarlık hayali ve bu hayalin getirdiği endişelerle yaşıyorum. Özellikle ev hanımı ya da anne olan kadınların yazarlığı hem toplumumuzda hem de edebiyat dünyasında
Kadınlar Rüyalar EjderhalarUrsula K. Le Guin · Metis Yayıncılık · 20221,271 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
7/10
·336 syf.··
2025 54. kitabı
·
20 günde okudu
·
Okunma: 02 Aralık 2025 10:27
Bu yıl ilk kez katıldığım #bizimbuyukchallengeimiz etkinliğinin sonuna gelmiş bulunmaktayım, aslında günler önce bu kitabı bitirmiş ve challenge maddelerini tamamlamıştım ama ancak paylaşma fırsatı bulabildim. Şu an 2026 için okuma listeleri yapılırken, yine bu challenge sayesinde okuyacağım 25 kitabı belirledim bile. Sizlerle paylaşmak için sabırsızlanıyorum. Metis’in bilim serisinden okuduğum ilk kitap “Dağınık Zihin” oldu. Konusu nedeniyle ilgimi çektiği için bu maddeye onu layık görmüştüm ama hata ettim galiba. Maalesef çok keyifsiz bir okuma yolculuğu oldu, kitabın içeriğinin sürekli tekrara dayalı olması ve bilimsel terimlerin bende yarattığı sıkıcılıktan dolayı, bunaldığım bir atmosfer vardı eserde. Geçen sene okuduğum “Çalınan Dikkat” gibi bir kitap olabileceğini düşünmüştüm, fakat beklentilerim beni yok etti. Beklentiye girdiğimde bu durumu çok sık yaşıyorum halbuki, bazen bu huyumu geride bırakamıyorum. Kitabın sonunu getirebildiğim için kendimi tebrik ettim, çünkü güzel şeyler öğrendim. Odaklanmak, dikkat ve ertelemek gibi etkenler son yıllarda beni her anlamda ilgilendirdiği için işime yarar bilgileri topladığıma inanıyorum. Yarım bırakma huyum olmadığı için sevindim diyebilirim. Dağınık Zihin’de çok güzel konu başlıkları var. Özellikle teknolojinin etkileri hakkında yazılanlar hoşuma gitti. Yaşadığımız yüksek teknoloji çağında, tüm bunları bilinçli kullanmanın yollarını bulmalı ve kendimi kontrol etmeliyiz. Keşke bilimsel bir kitap olmasaymış, yani deneme tarzında yazılsaydı “Çalınan Dikkat” gibi bir başucu kitabı olabilirdi bence. “Bu bilim serisinden bir kitap, ne demek bilimsel olmasaymış,” diyebilirsiniz belki. İşin içinde “bilim” olduğunda ben geriliyorum sanırım. Bilimin yanında “kurgu” olsa tadından yenmezdi tabii ki, bu kitaptan bahsetmiyorum bu
Dağınık ZihinAdam Gazzaley · Metis Yayıncılık · 2019195 okunma
6/10
·160 syf.··
2025 53. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 27 Kasım 2025 12:22
Sanki uzun zamandır inceleme yazmıyorum, çünkü içimden yazmak gelmedi. İlgi alanımın olmadığı kitapları okumak yorucu olabiliyor, “Prens” gibi. Ne kadar sade bir üslupla yazılmış olursa olsun, tarzım olmadığından dolayı, sıkıcı bir yolculuktu. Yıllardır kitaplığımda beklediği için şans vermek istemiştim sadece. İtiraf ediyorum, 1532 yılında yayımlanan bir kitabı okumak çok değişik bir deneyimdi. Yazarla ve yaşadığı dönemle ilgili bilmediğim çok fazla şey olduğu için giriş kısmını sona bırakmadım bu kez. Yazarın yaşamı ve eserleri hakkında oldukça detaylı bir bölüm var, daha sonra Prens kitabı üzerine her noktayı ele alan bir yazı okudum. Bu kısımları okuduktan sonra yazar ve kitap hakkında çok şey öğrendim, hâlâ beni cezbeden bir şey olmadığı halde okumaya devam ettim. Konusu nedeniyle mühim bir kitap aslında ve yazıldığı dönemde anlaşılmayarak hak ettiği değeri de görememiş. Ben de sevemedim üstelik, Machiavelliciğim sorun sende değil bende. Devlet yönetimi ve iktidarlar hakkında yazılmış bir kılavuz gibi, tüm bunların gerçek doğasını sunuyor. Siyaseti, idare etmeyi felsefi anlamlarda değerlendiriyor. Prenslikler ve onlarla ilgili her şey, kitabın genelini oluşturuyor. Prensliklerin anlatıldığı kısımlarda tanıdık isimlere ve olaylara denk gelmek hoşuma gitti ve tarih bilgimle gurur duydum doğrusu. İyi ki edebiyatın yanında tarihe de bir merakım var, gerçi o tür kitaplar okumuyorum pek ama araştırma yapmayı çok seviyorum. Prensliklere dair her şey incik cıncık ediliyor, öyle ki insan erdemlerine bile el atmış yazarımız: Cimrilik, cömertlik, zalimlik, merhamet ve söz tutmak gibi. Tabii ki tüm bunları Prenslikler açısından inceliyor. Kitap hakkında yazılacak birçok şey var elbette ve derin bir analizi de hak ediyor, ama ben yazmak istemiyorum sevemediğim için.
1000Kitap
PrensNiccolo Machiavelli · Can Yayınları · 201820,3bin okunma
9/10
·106 syf.··
Beğendi
·
2025 52. kitabı
·
32 saatte okudu
·
Okunma: 22 Kasım 2025 22:25
Sevgi Soysal ile Tante Rosa sayesinde tanıştık. Fransızca öğrenirken “tante (teyze)” kelimesinin sıkça geçtiği bir kitabı okumak çok anlamlıydı. Almancada da aynı anlamlarda kullanılıyormuş. Yazarın, (annesi Alman) ailesinin kadınlarından ve kendinden esinlenerek, özellikle teyzesi Rosel’in kişiliğinden yola çıkarak yazdığı bu kitap, gerçekle hayal arasında mekik dokurken yaşanmışlıklardan beslendiğini asla saklamıyor. Farkında olmadan yazarın ölüm yıl dönümünde okumuşum bu kitabı, okuduğum sırada öğrendim. Yıllardır kitaplarla haşır neşirim ve böyle tevafuklarla sıkça karşılaşıyorum, artık şaşırmıyorum ama tuhaf yine de. Kitaplar ve edebiyat dünyası yalnızca hobim değil, sanırım benliğime nüfuz eden bir şey bu ve hayatımın önemli bir parçası haline geldi. İyi ki de böyle oldu. Kitap, her biri birbirinden kısacık ama etkileyici on dört hikâyeden oluşuyor. Hepsi tek bir kadınla ilgili: Tante Rosa. Anlatıyla birlikte paralel ilerleyen illüstrasyonlarda, (Selçuk Demirel’in emeklerine sağlık) tam da kafamızda kuracağımız gibi bir Tante Rosa var. Hiç yabancılık çekmedim bu çizimlere bakarken. Okurken de yadırgamadım, Rosa’nın kendisini hayatın akışına bırakması gibi, ben de bıraktım kendimi. Her kadın bir Tante Rosa’dır çünkü. Belki bu kadını başka bir yazar anlatsaydı, drama boğulabilirdim. Ama Sevgi Soysal, bizi sırtüstü yüzmeye davet ediyor sanki; arada bir çıkan sert rüzgârla birlikte gelen büyük bir dalganın etkisinde, batıp çıktığımız bir yolculuk bu. Bir kadının başından geçen trajikomik olaylar silsilesi ama göründüğü kadar basit olmayan, modern toplumda boyun eğmeyen kadın varoluşunun simgeleştiği bir anlatı bu. Ülkemizde değil de Almanya’da yaşanıyor olaylar. Ama bu detayın bir önemi yok bence, çünkü kadın, her yerde kadın. Rosa gibi bizler de çocukluğumuzdan
Edebiyat
Tante RosaSevgi Soysal · İletişim Yayınları · 20195,3bin okunma
10/10
·272 syf.··
Beğendi
·
2025 51. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 21 Kasım 2025 11:03
Gospodinov’la yolculuğumuz başladı ve o yazdıkça devam edecek. Çünkü bayıldım. Proust okuma özlemim her zaman bana eşlik ederken, Proustvari izler taşıyan bir kitap okumak, son zamanlarda yaşadığım en etkileyici deneyimlerden biriydi. Bir cümlede Proust’un adını gördüğümde çocuk gibi sevindim. Bitireli günler oldu ama hemen inceleme yazmak istemedim, bazı kitaplar üzerine düşünmeyi ve notlar almayı çok seviyorum çünkü. İstanbullular için güzel bir haber var üstelik, yazarımız 29 Kasım’da söyleşi ve imza etkinlikleri için Kadıköy’de olacakmış. Kendi adıma üzüldükten sonra kitaptan bahsetmek istiyorum: Belirli bir kurgusu ve olay örgüsü olmayan bir eser ve o dağınıklığı yazarla birlikte topladık, emek istiyor yani. Fakat yazar bu dağınıklığın içinde bile düzenli aslında ve anlatmak istediklerini bir şekilde iletmeyi başarıyor. O anları yakalamak ve sayfalardaki satırların arasında kaybolmak müthiş bir okuma serüveniydi. Öylesine yazmadım şu kayboluşu ve serüven meselesini; çünkü zaman atlamaları, uzun ve içsel monologlar, iç çatışmalar, hayalle gerçeğin birbirlerine karışması derken, insan gerçekten kitabın olağanüstü atmosferine çekiliyor ve içinden çıkamıyor artık. Dünyadaki varoluşumuz, ne yaşarsak yaşayalım, hüzünden ibarettir; gözlerimizi açtığımız andan beri, bir gün o yaşamın son bulacak olması gerçeğini içimizde taşırız hep. Kitabın başından sonuna kadar, farklı bilinçlere doğru zihin yolculuğu yapan anlatıcı Georgi sayesinde anlamlandırabilmek mümkün bu hisleri; üç yaşındaki bir çocuğun aklında da ölüm var, 80 yaşındaki bir dedenin de. Yaşımızın ve yaşanmışlıklarımızın bu gerçeği değiştirmemesi, var olduğumuz evrenin bir parçası. Ve bu evren tıpkı bir labirent gibi. Labirente hangi nedenle girdik, dönüşlerde karşımıza ne çıkacak, boğulacak mıyız, yoksa nefes
Edebiyat
Hüznün FiziğiGeorgi Gospodinov · Metis Yayınları · 20171,473 okunma