.
Hakiki zevk ve elemsiz lezzet ve kedersiz sevinç ve hayattaki saadet yalnız imandadır ve iman hakikatleri dairesinde bulunur. Yoksa dünyevî bir lezzette çok elemler var. Bir üzüm tanesi yedirir on tokat vurur, hayatın lezzetini kaçırır.
.
.
.
Dünya mâdem fânidir.
Hem mâdem ömür kısadır.
Hem mâdem gayet lüzumlu vazifeler çoktur.
Hem mâdem hayat-ı ebediye burada kazanılacaktır.
Hem mâdem dünya sahipsiz değil.
Hem mâdem şu misafirhane-i dünyanın gayet Hakim ve Kerîm bir Müdebbiri var.
Hem mâdem ne iyilik ve ne fenalık, cezasız kalmayacaktır.
Hem mâdem (لا يُكَلِّفُ اللَّهُ نَفْسًا إِلَّا وُسْعَهَا) *
sırrınca teklif-i mâlãyutak yoktur.
Hem mâdem zararsız yol, zararlı yola müreccahtır.
Hem mâdem dünyevì dostlar ve rütbeler, kabir kapısına kadardır.
.
Elbette en bahtiyar odur ki: Dünya için âhireti unutmasın, âhiretini dünyaya feda etmesin, hayat-ı ebediyesini hayat-I dünyeviye için bozmasın, mâlâyani şeylerle ömrünü telef etmesin, kendini misafir telakki edip misafirhane sahibinin emirlerine göre hareket etsin, selametle kabir kapısını açıp saadet-i ebediyeye girsin.
[*]"Allah kimseye gücünden fazlasını yüklemez." (Bakara Sûresi, 2:286. Ayet-i Kerime Meali)
.
.
.
Okumak benim için bir terapiye döndü. Kitaplardan başımı kaldırmazsam ve onların dünyasından ayrılmazsam bu dünyaya dönmek zorunda kalmam diye inandım. Onun için de okudum, çok okudum, hep okudum, ne bulursam okudum. Okudukça uzaklaştım; dünyadan, insanlardan ve acılarımdan..
.
.
.
İnsan yaşlandıkça öğrenmiyor, öğrendikçe yaşlanıyor. Yani öğrenmek yaşlandırıyor insanı. Buna inanıyorum artık. Bilmek ve öğrenmek insanı yaşlandırıyor ve çok yoruyor.
.
.