Tabiatın insanlara en adilce dağıttığı nimet akıldır derler, çünkü hiç kimse akıl payından şikayetçi değildir. Nasıl olsun? Aklını beğenmemesi için aklından ötesini görebilmesi lazım.
Karşılanmamış bir çok ihtiyacınız varken kendinizden bir şeyler vermek kolay değildir. Ancak annelik sürekli olarak vermeyi,kendini adamayı gerektirir. İyi bir anne çocuğu üşüdüğünde onunla vücudunun sıcaklığını, besine ihtiyaç duyduğunda da memesindeki sütü paylaşır. Hem dünyaya henüz gelmemiş çocuğuna, hem de emzirdiği çocuğuna kemiklerinden kalsiyum verir. Bu, bir en temel düzeydeki kendinden verme olayıdır. Annenin bir fedakarlık sembolü olmasına şaşmamak gerek!
Bedensel gelişimin giderek hızlanması ve erken başlamasına karşın,ruhsal ve toplumsal olgunluğun daha geç ortaya çıkmasının bireyi çok daha uzun ve zorlu bir sürecin içine soktuğu söylenebilir.
Burada, ergenler-erişkin ilişkileri bağlamında çok önemli başka bir soru da daha gündeme gelir: Ergenliğin daha erken başlaması, daha erken yaşlarda ve evlilik gibi toplumsal birliktelikle sonuçlanmadan cinsel yaşama adım atılması, ergenlerle erişkinler arasındaki sınırları silikleştirmiyor mu? Erişkinleri ilgilendiren bir başka önemli olgu daha var bu soruyu haklı kılan: Gençliğin, başka bir deyişle yaşlanmama’nın (anti-aging) moda olmasıyla erişkinlerin de gençler gibi hareket edip onlar gibi giyinmek ve görünmek istemeleri söz konusu artık. Yani bir yandan ergenlerin erişkin gibi olmaya eğilim göstermeleri, bir yandan da erişkinlerin ergenler-gençler gibi olmaya ve davranmaya meyletmeleri söz konusu. Bu durum kuşaklararası sınırların ortadan kalkmasına ve ergenlerin daha erişkin, erişkinlerin ise daha ergen görünmelerine, davranmalarına,dolayısıyla Ferenczi’nin işaret ettiği dil karışıklığı tehlikesine yol açmıyor mu ?