Kadınlar olarak bizi bekleyen en önemli iş, çevremizde ve içimizde neyin yaşaması, neyin ölmesi gerektiğini anlamayı öğrenmektir. Yapmamız gereken, ikisininde zamanlamasını kavramak; ölmesi gerekenlere ölmeleri için, yaşaması gerekenlere yaşaması için izin vermektir. Ruhu çökertebilir ve eğebilirsiniz. İncitip derin yara izleri bırakabilirsiniz. Üzerinde hastalık lekeleri, korku ürünü yanık işaretleri bırakabilirsiniz. Ama o ölmez, çünkü vahşi kadın tarafından korunur. O, kemikleri hem bulur hem de yaşatır.
kendimizi ve dünyamızı değiştirecek kemikler içimizdedir. Soluk, içimizdedir, doğrularımız ve özlemlerimiz de; bunlar hep birlikte bir şarkıyı meydana getirir, söyleme arzusu ile yandığımız yaratılış ilahisini.
Evet, insan olarak kalmaya devam ederiz, ama insan kadının içinde hayvanı hayvanı içgüdüsel benlik vardır. Romantik bir çizgi roman karakteri değildir bu. Gerçek dişlere, sahici bir haykırışı, büyük bir cömertliği, eşsiz bir işitme duygusu, keskin pençeleri, cömert ve kürklü göğüsleri vardır.
Bu Benlik, hareket etmekte, konuşmakta, öfkelenmek ve yaratmakta özgürleşmiş olmalıdır. Bu benlik dayanıklıdır, esnektir ve yüksek bir sezgi gücüne sahiptir.
Bazıları uslu durmanızı ve neşe içinde, bütün eşyaların ya da selamlamak amacıyla herkesin üzerine tırmanmamanızı tercih etse de, siz yine de bildiğinizi yapın. Bazıları korku ya da iğrenme ile sizden uzak duracaktır. Ancak, sevgiliniz eğer sizin için doğru sevgili ise bu yeni yönünüzü sevecektir.
Şarkıya, insanın asıl şarkısına karar verene kadar sorulacak kimi yerli yerinde sorular şunlardır: Ruh sesime ne oldu? Hayatımın gömülmüş kemikleri nelerdir? İçgüdüsel benlikle ilişkim ne durumdadır? En son ne zaman özgürce koşmuştum? Hayatı tekrar nasıl canlı kılarım? Vahşi kadın nereye gitti?
Özlemlerimiz ve hayal