Kadınlar olarak, ..... bizi bekleyen en önemli iş, çevremizde ve içimizde neyin yaşaması, neyin ölmesi gerektiğini anlamayı öğrenmektir. Yapmamız gereken, ikisininde zamanlamasını kavramak; ölmesi gerekenlere ölmeleri için, yaşaması gerekenlere yaşaması için izin vermektir.
Bir gece 4 ha bir melek tarafından ziyaret edilmiş,uyandırılıp Yedigün 7 katındaki 7 kubbeye götürülmüş. Orada kutsal Ezekiel Çarkının seyretmişler.
Gökten yeryüzüne inerken, yolun bir noktasında, böylesine bir ihtişamı tanık olan hamamlardan biri aklını kaybetmiş, öldüğü güne kadar ağzından köpükler saçarak dolanıp durmuş. İkinci haham son derece sinikmiş: "Ezekiel in Çarkını sadece düşümde gördüm, o kadar. Aslında bir şey olmadı" demiş. 3 gördüklerini tekrar tekrar kafasında canlandırmış, çünkü tamamen saplantılı haline gelmiş. Okuyup durmuş, bütün bunları nasıl yapıldığını ve amacının ne olduğunu düşünmekten kendini alamamış... Ve böylece yolundan sapmış ve inancına ihanet etmiş. Şair olan dördüncü haham eline bir kağıt kalem alıp pencerenin kenarına oturmuş; akşam kumrusuna, beşiğindeki kızına ve yeryüzündeki bütün yıldızlara övgüler yağdırarak şarkı üstüne şarkı yazmış. Geçmiş tekin'.den çok daha iyi bir hayat yaşıyormuş artık.
Çocuklarını istismar eden ana babalara yalnızca "katı" denildiği; iliklerine kadar sömürülen kadınların ruhsal yaralanmalarına "sinir krizi" adı verildiği; sımsıkı köşelere sokulan, sımsıkı gemlenen ve sımsıkı dizginlenen kız ve kadınların "edepli","zarif' görüldüğü bir zamandı ve hayatın sayılı anlarında yakalarını kurtarmasını beceren diğer kadınlara ise "kötü" damgası yediler.
Çünkü gelen her değişiklik,eski olanın üstüne bir cila, bir vernik çekiyordu. boyunlarında zincirlerle sırf şapka giymeye reddettikleri için başka şehirlere itile kakıla sürülen,oralarda asılan insanlar, bu hemşeriler, hatırlanmıyordu artık. Kıyıda Köşede bu insanlardan konuştuğunu işitirlerse onları neye, niçin direnmek istediklerini bir türlü kavrayamıyor lardı, bir çeşit aptallık yapmışlardı onlar. Bir hiç için. özellikle ,eskiden Alman hastanesi olan o kocaman binadan çıkanlar - çünkü bir mektepte orası şimdi. Şehir boydan boya vernikleniyordu. Boyanıyordu. Marangozlar mobilya yapıyordu. Kızların, gelinlerin çeyizleri katır sırtında değil, kamyonlarla taşınıyordu. Cilayda bunlar. Derinlerde bulunan özü büsbütün değişmese de gizliyordu ya, bu bile Güven veriyordu. Zaten doğar doğmaz bu cilayla , verniklerle karşılaşanlar, onların altındakini bilmiyordu, nereden bilsinler? Onlar için kurulu düzen buydu. Cilanın altı ilgilendirmiyordu onları. Ne de boyunlarında zincirleri şakırdayarak, kol kol başka şeylere sürülenler, boyunlarındaki zincirleri birbirine de bağlanmış olarak. ne de bunlar