Bu eser için ne diyebilirim bilmiyorum, belki de en kısa ve öz ifade şu olur: Tam bir şiir ziyafeti. Hem de asırlar öncesinden gelen, zevkli insanlara hususî olarak hazırlanmış harika bir ziyafet.
Eserin sahibi Fuad Köprülü'yü elimden geldiğince tanıtmaya çalıştığım şu incelememin linkini buraya kopyalıyorum, merak buyuranlar buradan okuyabilir: #289442729
Türk Saz Şairleri, Fuad Köprülü'nün büyük araştırmaları neticesinde ortaya çıkan çok kıymetli bir metin. Eserin içerisinde Karacaoğlan gibi ismini bildiğimiz şairler dışında isimlerini ilk defa duyduğum bir çok şairin hem kısa hayat hikâyeleri hem de şiirleri yer alıyor. Bu saz şairlerinin yaşadıkları devirler ise 16 ila 19 ncu asır arasını kapsıyor.
16. AsırSazŞairleri: Kul Mehmed, Öksüz Dede, Hayâlî, Köroğlu, Ozan, Bahşi ve Mağrib Ocakları Şairleri: Oğuz Ali, Gedâ Muslu, Çırpanlı, Armudlu, Kul Çulha
17. AsırSazŞairleri: Gevherî, Âşık Ömer, Karacaoğlan, Kuloğlu, Kâtibî, Kul Mustafa, Âşık, Üsküdari, Keşfi, Âşık Halil, Kul Deveci, İbrahim, Kâmil, Benli Ali, Gazi Âşık Hasan
18. AsırSazŞairleri: Ravzî, Ali, Hoca Oğlu, Hükmi, Kâtibî, Derviş Mûsâ, Kabasakal Mehmed, Ahmed, Levnî, Şermî, Mahtûmî, Mecnûnî, Kıymetî, Neşâti Vatan, Civan, Nûrî, Abdi, Sadık, Kâmil, Âşık Said, Derûnî, Nigârî, Küşâdî, Âşık Süleyman, Bağdâdî, Âşık Halil, Kütahyalı Sırrı, Şem'i ve Garb Ocakları Şairlerinden: Nakdi, Seferli Oğlu, Mağribli Oğlu, Kara Hamza
19. AsırSazŞairleri: Erzurumlu Emrah, Âşık Dertli, Bayburdlu Zihnî, Kayserili Seyrânî, Tokadlı Nûrî, Ruhsati, Minhâcî, İspartalı Seyrânî, Aşık Ali, Beşiktaşlı Gedâi, Silleli Devamı, Silleli Sürüri, Silleli Figanî, Silleli Zehri, Silleli Nigârî, Aşık Cevri, Aşık Hikmeti, Bezmi, Micmeri, Sabri,
Türk SazşairleriFuad Köprülü · Milli Kültür Yayınları · 196211 okunma
Aşk ve Gurur, bittiğinde insanda tek bir his bırakmayan; biraz mutluluk, biraz hüzün ve biraz da “keşke biraz daha sürseydi” dedirten kitaplardan.
Jane Austen, aşkı romantize etmekten çok insanı anlatıyor: önyargıları, yanlış anlamaları, sınıf farklarını ve ilk izlenimlerin ne kadar yanıltıcı olabileceğini. Hikâye ilerledikçe gururun yumuşadığını, aşkın ise sabırla ve farkındalıkla olgunlaştığını izliyorsun. Yüzeyde bir aşk hikâyesi gibi dursa da, derinlerde insanın kendisiyle yüzleşme süreci yatıyor.
Elizabeth Bennet, zekâsı ve gözlem gücüyle hâlâ çok güçlü bir karakter. Onu özel kılan şey yalnızca güçlü duruşu değil; yanılabileceğini kabul etmesi, kendini sorgulaması ve değişebilmesi. Mr. Darcy ise ilk başta mesafeli ve kibirli görünse de, zamanla gururun aslında bir savunma biçimi olduğunu hissettiriyor. Aralarındaki ilişki romantik bir yakınlaşmadan çok, iki insanın kendi kör noktalarını fark etme hikâyesi gibi ilerliyor.
Roman boyunca sınıf farkları, evlilik baskısı ve kadınların toplumdaki konumu sessiz ama çok net bir şekilde hissediliyor. Austen bunu büyük dramatik sahnelerle değil, küçük diyaloglar ve gündelik ayrıntılarla yapıyor. Mizahı ince, eleştirisi keskin ama asla bağırmıyor; bu da kitabı bugün hâlâ geçerli kılıyor.
Aşk burada bir sonuç değil; sabrın, farkındalığın ve dönüşümün doğal bir sonucu. Darcy’nin sessiz ama davranışla kanıtlanan değişimi kadar, Elizabeth’in kendi yargılarını sorgulaması da kitabın en güçlü yanlarından biri. Kim daha çok değişti, Darcy mi Elizabeth mi? Gurur mu daha tehlikeli, önyargı mı? Net bir cevap yok — belki de olmaması gerekiyor.
Yavaş okunmayı, satır aralarında gülümsemeyi ve karakterlerle birlikte düşünmeyi sevenler için zamansız, güvenli ve çok iyi bir eşlikçi.
19. yüzyılın aristokratik dekorları arasında filizlenen sıradan bir gönül macerası değil; cemiyetin katı kalıpları, servetin soğuk gölgesi ve insan ruhunun labirentleri arasında icra edilen bir "hakikat arayışı" rapsodisidir. Eser, ilk bakışta evlilik piyasasının acımasız dinamiklerini ve Mrs. Bennet’ın telaşlı izdivaç hamlelerini merkeze alıyor gibi görünse de, asıl cevher Elizabeth Bennet’ın kıvrak zekası ile Bay Darcy’nin vakur mesafesi arasındaki o amansız çatışmada gizlidir; burada "gurur", soylu bir ruhun kendini dünyadan yalıtma biçimi olarak Darcy’de beden bulurken, "ön yargı" ise Elizabeth’in bağımsız karakterini korumak adına ördüğü bir savunma kalkanı olarak tezahür eder. Austen, mektupların ve baloların nezaket dolu atmosferine sakladığı keskin hicviyle, mülkiyetin aşkı nasıl esir aldığını ve kadın ruhunun haysiyetini koruma mücadelesini tasvir ederken, karakterlerini yanılgıların ateşinden geçirerek olgunlaştırır; nitekim romanın sonunda ulaşılan saadet, sadece iki kalbin birleşmesi değil, aynı zamanda kibrin alçakgönüllülüğe, peşin hükmün ise derin bir idrake mağlup oluşunun estetik bir zaferidir. Dilin bir kılıç gibi kullanıldığı o zifiri karanlık diyaloglardan, şafak vaktinin duruluğuna evrilen bu anlatı, toplumsal sınıfların yarattığı uçurumları sevginin o kadim ve dönüştürücü gücüyle köprüleyerek, edebiyat tarihinin en zarif ve entelektüel derinliğe sahip romantik destanlarından biri olarak ölümsüzleşir.
SPOİLER İÇERİR
Uzun zamandır okumak istediğim kitaplardan biriydi Gurur ve Önyargı. Açıkçası biraz daha vurucu, daha derin bir hikâye bekliyordum ama kitap bende kısmi bir hayal kırıklığı yarattı. Yer yer Türk dizisi tadında ilerlediğini hissettim. Özellikle ilk bölümleri bitirmek çok zordu yarım bırakmayı bile düşündüm kitabı.Çok fazla karakter olması ve sürekli Ms – Mrs diye dolaşmaları okurken beni zorladı.Kitap genel olarak; kızlarını zengin ve soylu erkeklerle evlendirmeye çalışan bir anne, olaylara karşı oldukça kayıtsız bir baba ve beş kızın etrafında dönen ilişki ve evlilik meselelerini anlatıyor.Adından da anlaşılacağı üzere hikâye, gurur ve önyargı ikilemini Elizabeth (Eliza, Lizzy) ve Mr. Darcy arasında gelişen bir aşk üzerinden ele alıyor. Elizabeth’in dili, zekâsı ve duruşu keyifliydi ama kitabın geneline yayılan anlatım beni çok içine çekmedi. Dipnot olarak şunu da söylemek isterim: Özellikle günümüz ilişkilerini ve erkeklerini düşündüğümde, Mr. Darcy’nin tavrı, mesafesi ve zamanla değişimi bayağı etkileyiciydi. Kitap bitince “keşke biraz daha Mr. Darcy olsaydı” diye düşündüm.Okunabilir bir kitap olsa da bende beklediğim etkiyi yaratmadı.
Gurur ve Önyargı’yı okurken karakter gelişimi beni en çok etkileyen yönlerden biri oldu. Romandaki kişiler sadece olayların içinde yer almıyor, aynı zamanda değişiyor ve dönüşüyorlar. Bu durum kitabı benim için daha gerçekçi ve anlamlı kıldı.
Elizabeth Bennet’in gelişimini özellikle güçlü buldum. Başlarda insanları çabuk yargılayan ve kendi düşüncelerinden çok emin biriydi. Yaşadıkları, onun önyargılarını fark etmesini sağlıyor. Bu değişimi adım adım görmek çok güzeldi.
Mr. Darcy ise benim için romanın en dikkat çekici karakteri oldu.Sevdiğinde sessiz ama güçlü bir bağlılık gösteriyor. Duygularını abartılı sözlerle değil, davranışlarıyla ortaya koyması beni çok etkiledi. Elizabeth’in mutluluğunu kendi gururunun önüne koyabilmesi, onun ne kadar olgun bir karakter olduğunu gösteriyor bu kadar harika şeye rağmen gururun insanı nasıl itici ve mesafeli gösterebildiğini yansıtan bir karakter. Zamanla hatalarını fark etmesi ve kendini düzeltmeye çalışması, karaktere derinlik katıyor.
Sınıf farkı teması kitap boyunca çok belirgin. Zenginlik ve toplumsal statü, insanların birbirlerine yaklaşımını doğrudan etkiliyor. Elizabeth ile Darcy arasındaki aşk, bu sınıf ayrımının tam ortasında gelişiyor.
Aşk anlatımını sade ve gerçekçi buldum. Abartılı romantik sahneler yerine, zamanla oluşan güven ve değişim ön planda. Bu da aşkın yüzeysel değil, derin bir bağ olduğunu hissettirdi.
Tabi hayran olduğum karakterlerin yanında itici bulduğum karakterlerde vardı.
Kitapta beni en çok rahatsız eden karakterler Mrs. Bennet ve Lydia Bennet oldu. Mrs. Bennet’in sürekli evlilik odaklı düşünmesi ve kızlarını toplumsal birer araç gibi görmesi bana oldukça itici geldi. Birçok bölümde düşünmeden konuşması yüzünden utanç verici durumlar ortaya çıkıyor. Lydia ise sorumsuz, bencil ve umursamaz