Hayatlarında hiç sevmemiş olanların tahayyül edemeyecekleri bir acı onu boğuyor; sanki gür alevli bir meşale göğsünün içerisinde dolaşarak kaburgalarını yalıyormuş gibi kıvranıyordu.
Günler, kuvvetli bir rüzgârın sürüklediği beyaz bulut kümecikleri gibi birbiri arkasına geçip gidiyordu. Ve biz, bunların sonunda muhakkak bir fırtına kopacağını seziyorduk.
İnsan evvela kendi kendisinden utanır gibi olur ama, bilir misin, bizim en büyük maharetimiz nefsimizden beraat kararı almaktır. Vicdan azabı dedikleri şey, ancak bir hafta sürer. Ondan sonra en aşağılık katil bile yaptığı iş için kâfi mazeretler tedarik etmiştir.
Gerçekleşmesini dilediği şan, ölümüyle zorla elde etmek istediği ölümsüzlük, adının yanından geçip gitmişti. Kaderi, kayıtsız olayların tozlu enkazının altında kalmıştı.