"Çantanın sahte olduğunu anladıktan sonra Şanzelize'ye hiç
gelmediniz," dedi Füsun, Sibel'e tatlılıkla gülümseyerek. "Bu beni üzdü, ama tabii ki çok haklıydınız." Çantayı açıp içini gösterdi. "Bizim ustalar Avrupa mallarını çok güzel taklit ediyorlar evelallah, ama tabii sizinki gibi bilen göz anlıyor hakiki olmadığını. Ama bir şey söyleyeceğim şimdi." Bir an yutkundu, sustu, ağlayacak sandım. Ama kendini topladı ve evde dikkatle hazırladığını sandığım sözlerine kaşlarını çatarak başladı. "Benim için bir şeyin Avrupa malı olup olmamasının hiç önemi yoktur...
Hakiki miymiş, sahte miymiş, bu da önemli değil... Bence insanlar, taklit bir ürünü sahte olduğu için değil, 'ucuza alındığı anlaşılabilir’korkusuyla kullanmak istemezler. Benim için kötü olan şey ise, tabii eşyanın kendisine değil, markasına önem vermektir. Kendi duygularına değil de, başkalarının ne diyeceğine önem veren insanlar vardır ya hani... (Bir an bana baktı.) Bu akşamı yıllarca bu çanta ile hatırlayacağım. Çok tebrik ediyorum, unutulmaz bir geceydi."
Her şeyin yok oluşu içimi ağrıtıyor.
Ömrümü verdiğim bu aşkın bipolar bir aşk olduğunu düşünüyorum. Acı ve hazzın sürekli birbirini izlediği, ısırgan, tahrip edici, tüketici ama bir yandan da kalbimi en güçlü duygularla çarptıran, her şeye rağmen keşke yaşamasaydım diyemediğim bu iki kutuplu aşkın; annemin uyurgezerliğinin, benliğime şiddetli bir darbe olarak inen ve beni unutamamaklar denizine atan o büyük sırrının ve deli belleğimin damgasını vurduğu hayatımı boşa geçti diye nitelemem ne kadar doğru olur bilmiyorum.
Belki gerçekten de boşa geçmiştir.
Ama en azından sıradan, renksiz, duygulardan uzak geçmedi. Bu bipolar aşk ve annem, beni tıpkı belleğim gibi, annemle hem aynı hem farklı oluşumuz gibi benzersiz yaptı.
O anda herkesten o kadar farkIydı ki sanki Olimpos Dağı'nın tepesinde yaşayan on iki tanrıdan biriydi ve ben dahil odadaki herkesin yapabileceği tek şey dağın eteklerinden onun ilahi yüzüne bakmaktı.
Bir yerde birden güneş parlamış gibi, kapkaranlık bir gecede ansızın bir yıldız doğmuş gibi,
şimşek çakmış da gökyüzü yarılmış,
Nuh gemisine bindireceği sayılı insanı bizzat seçmeye gelmiş gibi belirdi.