Egemen sınıfın dilini ve jargona yüklediği ideolojik anlamları tarafsız bilimsel veriymiş gibi kabul etmek yapılan en büyük hatadır. Kapitalist dünya-sistemi (küresel pazar) her yeri kaplamışken, sosyalist bir odağın kendi sınırları içine hapsolarak ilanihaye hayatta kalması matematiksel olarak imkânsızdır. Sermaye, doğası gereği sürekli genişlemek, yeni pazarlar ve hammadde havzaları yutmak zorundadır. Bu evrensel akış karşısında alternatif bir sistemin (sosyalizmin) kendini koruyabilmesinin tek yolu, küresel ölçekte üretim ilişkilerini değiştirmektir. Dolayısıyla, devrim ihracı veya enternasyonalist dayanışma, sermaye sınıfının iddia ettiği gibi "imparatorluk kurma iştahı" (yayılmacılık) değil; sistemin kendini sermayenin yutucu dalgalarına karşı koruması için geliştirdiği yapısal bir metabolik reflekstir. Devrim genişlemeyi bıraktığı an, çevreleme doktriniyle boğulmaya mahkûmdur ki nitekim tarihsel süreç de bu deterministik yasayı doğrulamıştır. Sermaye sınıfı, kendi sömürgeci hamlelerini, pazar işgallerini ve darbelerini "serbest piyasa, demokrasi, küreselleşme" gibi steril ve meşru kavramlarla ambalajlar. Buna karşılık, bu hegemonyayı kırmaya yönelik her karşı-hamleyi, her ideolojik bariyeri "saldırganlık" veya "yayılmacılık" olarak etiketler. Bu, Gramsci’nin bahsettiği kültürel hegemonyanın dile yansımasıdır; kelimelerin mülkiyeti de sermayededir. Afganistan müdahalesi (1979), bu kavramsal çarpıtmanın en somut örneğidir. Dönemin ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Zbigniew Brzezinski’nin yıllar sonra bizzat itiraf ettiği üzere; ABD, "Yeşil Kuşak" stratejisiyle Sovyetler’in güney sınırında radikal unsurları besleyerek bilinçli bir provokasyon yürütmüştür. "Sovyetler’e kendi Vietnamlarını yaşatmak için gizli operasyonu başlattık ve onları bu tuzağa çektik." — Z.
Tarih
Batı müziğindeki "bireysel bestekâr ve telif" anlayışının aksine, bizde kolektif bir estetik ve derin bir saygı kültürü hakimdir. Mevlevi kültüründe "ben" demek, ego göstermek hoş karşılanmaz. Bir bestekâr, Dede Efendi gibi bir dehanın eserine harika bir melodi eklese veya bir geçişi (terennümü) zenginleştirse bile, oraya kendi adını yazmayı bir hürmetsizlik ve kibir olarak görür. Amaç eseri güzelleştirmektir, kendi adını parlatmak değil. Bu yüzden eklemeler ana gövdenin içinde erir ve eser yine Hammamizade’nin adıyla anılmaya devam eder. Türk musikisi yüzyıllar boyunca notayla değil, meşk sistemiyle (hocadan talebeye sözlü aktarımla) yaşadı. Bir eser İstanbul’daki Yenikapı Mevlevihanesi’nde farklı, Konya’da veya Kahire’deki mevlevihanede küçük nüanslarla farklı okunabiliyordu. Her tekkenin başındaki kudümzenbaşı veya neyzenbaşı, esere kendi üslubunu ve "tuzunu biberini" katıyordu. 19. yüzyılın sonu ve 20. yüzyılın başında bu ayinler notaya dökülmeye başlandığında (Rauf Yekta, Suphi Ezgi, Sadettin Heper gibi üstatlar tarafından), her hoca kendi hafızasındaki ya da kendi ekolündeki versiyonu yazıya geçirdi. Bugün denk geldiğimiz farklı versiyonlar, muhtemelen farklı mevlevihanelerin hafıza kayıtlarının günümüze ulaşmış halleridir. Bizim geleneğimizde bir eser, ilk bestelendiği an biten donmuş bir heykel değildir; nehir gibidir, aktıkça yeni kollarla beslenir ama yatağını ilk açanın (yani Dede Efendi'nin) adını taşımaya devam eder. Mevlevi ayinleri bu tamamlama ve ekleme meselesinin en yoğun yaşandığı, adeta bir laboratuvar gibi işlediği yerdir. Aslında bu durum, ayinin sadece "dinlenmek için" yazılmış bir konser eseri değil, doğrudan bir ritüelin (mukabelenin) yaşayan, nefes alan bir parçası olmasından kaynaklanıyor. Mevlevi ayinlerindeki bu ekleme, genişletme ve
1000Kitap
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Suphi Taşhan
“yaşsız” diyor, “kuru” demiyor. burası önemli.
Şiir
Sokaklardaki garip akımı Avucunun içinde tuttu, yumuşacıktı. Tersini çevirdi. Düğümleri saymak ister gibi elini gezdirdi."  "Sayamazsın dedi, "Ancak dokuyan bilir bir parmaklık mesafeye kaç düğüm sığdırdığını." Zehicanv@Havinbaran· Nar Ağacı Nazan Bekiroğlu Orhan Veli kalemi usta bir marangoz gibi kulağının arkasına koydu bak dedi Melih Cevdete şu işportacının yüzündeki gülümsemeye işportacı rıdvan tüm gücü ile bağırıyordu ver parayı gör Ankarayı diyerek haydarpaşa garının önünde kart karıyordu bir dilim ekmek nelere kadirdi kimi maraton koşucusu gibi zabıtadan kaçıyor derken zabıta çelebi düdüğe öyle bir asıldıki bir dilim ekmek için boğazı düğüm düğüm olan martılar kargalar kaçmaya başladı işportacı rıdvan kaçın ula hödükler martavallar bey ablalar koca abiler diyerek koşmaya başladı ancak zabıta irfan uzun mesafede daha hızlı koşmayı başararak boğazı düğümlenen işportacı rıdvana bileziği takmayı başarmıştı ne büyük başarı Melih Cevdet şiirine bir konu bulmuştu dergide kötü hissettiği zaman kargalar bile göç ediyordu orhan veli işte dedi oktay rıfata aradığımız şiir dili bu sokaktaki adamın en yalın en çıplak halini şiirimize taşıyacağız orhan veli sordu acaba bu insan arkadaşlar huzurun olmadığı sokaklarında kargaların bile yiyecek bulamadığı bir memlekette nasıl yaşayıp var oluyorlar onu melih cevdet cevapladı ekmeğin değerini onu kazanan değil bir dilim ekmek için mücadele eden hapsi göze alıp içerde yatana sormalı garip akımı 3 garip kalem 3 garip şair Kendisine yardım edilemeyen birinin yardıma ihtiyacı da yok demektir. Yaşamaktan sıkıldıysa kimsenin onu engellemeye hakkı olamaz." Kapı Magda Szabo H. Yavuz H. Yavuz Dergi hazırlıklarına son sürat devam eden orhan veli yeni şiir eski sanatın kaybettiği okur kitlesini kazanmaya ve geniş başarı zevki üzerine
Duygu ve Düşünce
Suphi amca ve kafkas çoban köpeği Özgürlük ve bağımlılık bu sınırları belirlemek pisikolojinin en temel görevidir en büyük özgürlüğümüz başka insanların eylemlerine ne kadar az bağımlıysa o kadar özgür bunu görmemek imkânsızdır Tolstoy Savaş ve barış Mustafa Amca dedi evlat gökyüzündesin Şimdi sen bizi seyretmektesin Bilmem tövbemi affımı kabul edermisin Kabul etki tövbem bana nasip versin Yalnızlık bağımsızlıktır dedi suphi amca Şehit oğlunun resmini koydu baş ucuna Dükkanının tozunu attı öte tarafa Ve koyuldu hidayetin nurlu yoluna İnsanlarla en güçlü bağ biz olmaktır Nefsimizden kurtulmak en güzel hayattır Köpeklerde dostluk ve ibret vardır Suphi amca bir kafkas köpeği ile sırdaştır Suphi amca ve sümbül hanım atölye açtı Bir kafkas çoban köpeği satın aldı Köpekler ne güzel dost ne güzel sırdaştı Ve onlar için yepyeni bir hayat başladı Özgürlük cesur olmakta yatar. Kafkas köpekleri bize atadan yadigar Alınteri emek bir ülkeyi ayakta tutar Tövbe hayırlı bir amel ile başlar
Şiir
20 Cennet 20 şehadet kuşu Hani rabbiniz, ‘Eğer şükrederseniz size (nimetimi) daha çok vereceğim, nankörlük ederseniz hiç şüphesiz azabım pek şiddetlidir!’ diye bildirmişti İbrâhîm Suresi 7-8. Ayet Tarihlerden 12 Kasım 2025 ti bu tarihi unutma Hava Pilot Binbaşı Serdar Uslu abdestini almış biriket cüzlerini vakit bitmeden ömür sermayesi tükenmeden bitirme telaşına düşmüştü içinde sevdiklerine kavuşma telaşı vardı birazdan Azerbaycan Türkiyeye gelmekte olan Lockheed C-130 askeri kargo uçağı şükredenleri nimetlerle dolu bir diyara götürecekti hava pilot binbaşı Nihat İlgen serdar binbaşım dedi birazdan Türkiyeye ulaşacaz Azerbaycandan heybemize doldurduğumuz selam ve dua azığını gardaşlarımız ve topraklarımıza ulaştırıp hatimleri tamama erdireceğiz dedi Lockheed C-130 Hercules bir taktik nakliye uçağı idi Türk Silahlı Kuvvetlerinde önemli operasyonlarda başrollerde yer almış silah ve mühimmat sevkiyatında türk lojistiğine önemli katkılarda bulunmuştu 20 personelin içinde olduğu bu gökyüzü şahinine askerler ebabil kuşu operasyon timine ise şehadet kuşları ismini vermişlerdi içinde birazdan gerçekleşecek kavuşmanın sevincini taşıyan 20 askerden Pilot Yarbay Gökhan Korkmaz Rabbimiz şükredenlere daha çok nimet vereceğim buyuruyor dedi ve kargo uçağının kaybolduğu saatlerde Tsk Azerbaycandan selam getiren 20 cennet ve şehadet kuşunun ismini açıklıyordu Muhsin Başkan ve Sinan Ateş Görülecek, işitilecek, tadılacak, okunacak, yazılacak, yapılacak o kadar çok şey birikiyor ki, bundan sonra hayatımın bütün bunlara yetişmeyeceğinden korkuyorum. Peyami Safa Koca Reis Muhsin başkan ilk önce anne evine uğradı sonrada arkasında tadılacak lezzetler okunulacak kitaplarını masaya bırakarak belki bir daha görüşememe korkusu ile sevdiklerinde biriken yılların helalliğini almak için
Edebiyat