Efendiler! Hamdullah Suphi Bey’den sormak istiyorum, hangi geçmişten ve hangi günden bahsediyorlar? Biz bu hareketlerle uğraşırken Hamdullah Suphi Beyefendi İstanbul’da oturuyordu. Neden buraya gelip de bugünkü gibi davranmak istemiyordu? 
Hamdullah Suphi Bey: İstanbul’da görevim vardı.
Mustafa Kemal Paşa: İstanbul’da görevi vardı, filan yerde görevi vardı. Tüm görevlerin üstünde bizim de bir vicdan görevimiz vardı. O da, herkesin sudan bahanelerle görev yaptığı sırada hayatımızı, varlığımızı bu milletin sinesine sokarak, onlarla birlikte düşman karşısında mücadele etmek olmuştur.
Gazeteleri Neos Anthropos'un (Yeni İnsan) savaş karşıtı bir tutum takınırken İstanbul'un da Türkiye'ye ait bir toprak olduğu ön kabulüyle hareket ettiklerini aktarır.
Maksimos'a gmre, özellikle Sakarya Savaşı'ndan sonra, kendi nihai zaferlerinden emin olan Kemalistlerib davranışları giderek daha taşkın bir hal almıştır. Bu dönemde kendi "küçük bağımsız kardeşleşme hareketleri" giderek daha belirgin bir düşmanlıkla karşılaşır. Maksimos'un ifadesiyle hareketleri geliştikçe iftira ve entrikaların hedefi haline gelir. Maruz kaldıkları itham ve iftiralara karşılık olarak onlar da, yukarıda zikredilen Ligdopulous'ın akıbetinin ne olduğunu ve Trabzon'da Mustafa Suphi ve onunla birlikte on beş Tğrk komünisti nasıl katlettiklerini sorarak karşılık verirler.
"Kıskançlık, insanın içini kemiren, ruhunu eriten öyle bir ateştir ki, düştüğü kalbi küle çevirmeden asla sönmez."
"Makri köyünde, istasyon civarındaki bir hanede Sırrıcemal hanım adında birisi kendisini evin sarnıcına atarak intihar etti."
İlk psikolojik roman denemesi olan bu klasiği dürüstçe özetlemek gerekirse:
Zehra: Sevdiğini kıskanmak normaldir ama Zehra işi abartıp tamamen paranoyak olmuş, hiç hoşuma gitmedi.
Suphi: Eşine destek olmak yerine çözümü aldatmakta bulup felaketi başlatan asıl kişi. Eğitimli, zengin halinden sonra rüzgarda savrulup karakterini tamamen kaybetmesi çok uyumsuzdu. Keşke pişmanlık dolu, olgunlaşan bir hayatı olsaydı.
Yazar karakterlerin ders çıkarmasına izin vermeden herkesi peş peşe öldürmüş. Bir yerden sonra olaylar o kadar üst üste ve trajik gelişiyor ki, roman adeta eski Hint dizilerine dönüyor!
Sonuçta intikam hırsının bedelini masum bir bebek ve sırf bir adama güvendiği için sarnıca atlayıp intihar eden Sırrıcemal ödedi. Dramı yüksek ama edebiyat tarihimiz için okunması gereken bir eser.
Durmadan Bursa marşını söyleyeceksin. "... Uzatarak elini / Mustafa Suphi yoldaşın dikecek heykelini. Haydi hay..." Kimse de uzatmadı elini. Uzanan ellerimizi de kestiler.