Romanın adı olan “Eylül” sadece bir ayı değil,solan umutları, bitişleri ve kaçınılmaz hüznü simgeleyen güçlü bir metafor olarak kullanılmıştır.
Roman, evli bir kadın olan Suat, eşi Süreyya ve yakın arkadaşları Necip arasındaki duygusal yakınlaşmayı konu alır. Ancak eser, klasik bir aşk hikayesinden çok, yasak duyguların insan ruhunda yarattığı çatışmaları ve vicdan muhasebesini işler. Karakterler sürekli kendi hisleriyle mücadele ederken okuyucu da onların iç dünyasına tanıklık eder.
Eylül, insan ruhunun en karmaşık duygularını incelikle işleyen, hüzünlü ve etkileyici bir romandır. Olaylardan çok karakterlerin iç dünyasını merak eden, psikolojik derinliği olan klasik eserleri seven okuyucular için güçlü bir seçimdir. Sonbaharın melankolisini satırlarına taşıyan bu eser, Türk edebiyatının en önemli klasiklerinden biri olmayı hak etmiştir bence
Keyifli okumalar
Ben Nermin Yıldırım'ın Altı harfli bir tatlısındaki kıza benzettim Süreyya'yı o hiç olmazsa yaşıyordu, Süreyya benim hayatıma almak istemediğim kendini beğenmiş(tam olarak öyle NY ile dalga geçer gibi konuşması Ayla'yı aptal bulması) bayık bir tip ruhum çekildi ya resmen hele ki bir anne olarak çocuğunu ''özgürleştirmek'' diye korkup kaçması Rıdava'nı bile daha çok hatırladın, aradın be kadın herkesten kaçıp hemde yanlızım ayakları...Mesude anlatamadı bi olayı oraları atlamak istedim.
" İnsan içine girmeden kalabalığı yaşamak"
Suat Süreyya'nın karısı. Necip de onlarla sıkı fıkı birlikte eve girip çıkan beraber gezen ısrarla evde alı konulan bekar bohem yaşayışı olan bir arkadaşları.
Necibin bu karı kocaya olan yakınlığı mutlu aile tablolarına olan hayranlığı sinsice , yavaş yavaş Suat'a aşka dönüşüyor.
Süreyya eşini Deniz tutmasına rağmen yelkenli Deniz merakı avcılık ile eşinden ayrı takılmalar, eşinin müziğe olan ilgisine lakayı davranıp necibin beraberce suat'la müzik konusunda vakit geçirmeleri gibi hatalar yüzünden aynı aile içerisinde gizli aşkları gittikçe derinleşiyor.
Önce bakışmalarla sonra sözlerle tutku halinde bu aşk gittikçe alevleniyor.
Konak'ta evin kızı Fatin'le mutsuz bir evliliği olan Hacer hoppa zıppa birisi ve Necip ile o da ilgileniyor.
Zaman Suat ve Necip bu imkansız tutkularından şüpheye düşseler de en sonunda birbirlerine itiraf ediyorlar ama süreyya'ya ihanet edip kaçmaya da vicdanları el vermiyor.
......
Bu bu hikayede masum ve mağdur gibi gözüken koca süreyya'nın çok büyük hataları vardır.
-Bohem bir yaşantısı olan arkadaşını ne kadar samimi olursa olsun bu kadar aile içerisine sokması.
-Eşinin müzik başta olmak üzere ilgisini görmezden gelip, Deniz tutmasına rağmen eşini sandala ava zorlaması.
-Aynı evin içerisinde eşinden arkadaşından hiç şüphelenmeyip hobileriyle gününü gün etmesi....
Kısacası aşk güzel elbet ama, haram bir temele oturmamalı.
Hepsinden önemlisi de ailenin bir mahrem alan olduğunu asla unutmamalı dost akraba arkadaşı bu alana sınırsız ve ölçüsüz şekilde sokmamalı.
"""" Ha bu arada roman psikolojik ilk önemli roman olmayı fazlasıyla hak ediyor. Duyguları
Eylül – Mehmet Rauf | 8/10
Bu kitabı sevdim mi? Evet. Ama bazı şeylere de çok sinirlendim.
Öncelikle Necip karakteri beni inanılmaz rahatsız etti. Arkadaşının evinden çıkmıyor, sürekli onların yanında, sonra da arkadaşının karısına âşık oluyor. Bir noktadan sonra insanın aklına tek bir soru geliyor: “Arkadaşımın karısına karşı böyle hissediyorsam neden hâlâ bu evdeyim?” Git kardeşim, uzaklaş. Necip’in sürekli aynı ortamda kalıp sonra da vicdan azabı çekmesini çok samimi bulmadım.
Suat’a gelince… Başlarda kocasını seven bir kadın görüyoruz. Süreyya kötü bir adam değil, aksine iyi niyetli ve sevgi dolu biri. Bu yüzden Suat’ın Necip’e olan duygularının gelişimi bana tam geçmedi. Özellikle eldiven olayından sonra sanki Suat’ın kafasına “Bu adam bana âşık” düşüncesi yerleşiyor ve her şey o noktadan sonra büyüyor. Bu yüzden okuduğum şey büyük bir aşktan çok, fark edilen bir ilginin zamanla büyümesi gibi geldi.
Bir diğer sinir olduğum konu da Süreyya’nın hiçbir şey anlamamasıydı. Kusura bakmayın ama insan eşinin ruh hâlindeki değişiklikleri, evdeki havayı, bakışmaları hiç mi fark etmez? Bu kısım bana oldukça zorlama geldi. Yazarın Süreyya’nın gözünden daha fazla şey göstermesini isterdim.
Kitabın psikolojik yönü güçlüydü ama bana göre biraz fazla uzatılmıştı. Suat ve Necip’in iç sesleri bazı yerlerde susmak bilmedi. Aynı duyguları sayfalarca farklı cümlelerle okumak beni yordu. Bu yüzden Zehra’daki psikolojik etkiyi burada alamadım. Zehra beni daha çok sarsmıştı.
Yine de kitabın atmosferi çok başarılıydı. Son sayfalara doğru gelen o hüzün ve çaresizlik hissi uzun süre aklımda kaldı. En çok da Süreyya’ya üzüldüm. Çünkü roman boyunca belki de en masum kişi oydu ve olan bitenden habersizdi.
Kısacası Eylül benim için güzel ama kusursuz olmayan bir kitaptı. Etkiledi,
Herkese merhaba arkadaşlar. Bugün sizlere Nora Gülüm Erdinç'in kaleminden Andromedalı adlı 328 sayfalık kitabın yorumuyla geldim.
Bizleri üç farklı zaman dilimi bekliyor. Bu farklı zaman diliminde bizlere eşlik edecek kadınlar: Psikolog Duru, Arkeolog Süreyya ve Rahibe Ameut...
Farklı zaman diliminde yolculuk yaparken bizleri harika bir kurgu beklerken aynı zamanda gerçek olaylara dayanan durumlar da karşılayacak. Akıcı dili ile severek okutan bu eserde bizler ara sıra sorularla baş ederken bir sorgulamaya ve düşünmeye doğru yol alacağız.
Birçok konuyu ele alan Andromedalı eserinde ilgilendiğim konulardan biri olan "astral seyahat" olunca tadına doyum olmuyor. Astral seyahat konulu film izledim ama kitap olarak ilk oldu diyebilirim. Tabii Mısır ve mitoloji ile ilgilenen atkadaşlarımız varsa kesinlikle bu esere şans vermeli. Benden söylemesi.
Süreyya karakterimizin rüyası ile maceramız başlarken, Ameut ile devam eder. Sonrasında Duru karakterimiz ile kitap bambaşka bir boyuta geçiyor. Büyük bir araştırma ile bizleri farklı bir evren karşılıyor.
Sizleri kurgusuyla içine çekecek, sayfaları büyük bir merakla çevireceğiniz, bilimkurgu türünde harika bir kitap bekliyor.
Bu yolculuğa sende var mısın?
.
.
.
#Andromedalı
#kitapcumhuriyetimileokuyoruz
AndromedalıNora Gülüm Erdinç · Aya Yayınevi · 202371 okunma