siz
kalabalığın içinde
bir yürüyüştünüz
ben ise
her kalabalığa
belki siz varsınızdır diye giren
yalnız bir ihtimal
.
siz
cümlede duran bir virgüldünüz
ben ise
o virgülden sonrasını
bir türlü yazamayan hayalperest
ne zaman sizi gördüysem
ya da gördüğümü düşünsem
öylece geçip gittim yanınızdan
dilimde büyüdü
bir “merhaba” bile diyemedim
.
çünkü kalbim
sizi görünce mi telaşlandı
yoksa
bir gün sizi göreceğine inandığı için mi
bilemedim
sonra
hep aynı saatlerde yürüdüm
aynı sokaklardan
aynı ağacın gölgesinde bekledim
"Papatyalar öldü, ben seni unuttum," dediğimde başını iki yana sallarken, "Hayır," dedi bir kere daha. "Papatyalar ölmedi, çünkü ben buna hiç izin vermedim. Ve sen de... Unutmadın beni çünkü kalbin beni sevmekten bir an olsun vazgeçmedi," dediğinde, "Ne demek istiyorsun?" dedim anlamayarak. Düşündüğüm ihtimalin gerçekliği bile aklımı karıştırıyordu artık.
"Papatyalar ölmedi," dedi gözlerini bir an olsun gözlerimden ayırmadan. "Ne zaman ölecek gibi olsalar yenilerini ektim bahçene. Çünkü papatyalar umuttu, papatyalar sana beni hatırlatıyordu ve papatyalar bana sana dönmek için umut veriyorlardı," dediğinde, "Yine yalan söylüyorsun," dedim buruk bir fısıltıyla. "Yoktun ki sen..."
"Sen papatyalara bizi anlatırken oradaydım," dedi buruk bir hüzünle. "Yıldızlara bakıp ağlarken seninle ağladım ben de," dedi dolan gözleriyle. "Sabahları seninle yürüdüm bu sokaklarda, aynı dolmuşa bindik defalarca kez. Sen hiç bakmadın ardına... Bir kere baksaydın görecektin oysaki beni," dediğinde başımı iki yana salladım inanmak istemeyerek.
"Yalan söylüyorsun."
"Ben... Sana hiç yalan söylemedim," derken yalvarır gibi baktı gözle rime. "Sen herkese söylediğim yalanları duydun sadece. Ben sana yalnızca sustum. Keşke susmasaydım dediğim gecelerde düşledim seni. Her sabah imkânsız olsa da senin sesinle uyandım. Ben... Seni yazdım, seni düşledim. Ben... Senin hayalinle yaşadım," derken elime uzandığında elimi çekecek gücü kendimde bulamadım.
"Ben... Seni çok özledim Zühre yıldızı."
siz
kalabalığın içinde
bir yürüyüştünüz
ben ise
her kalabalığa
belki siz varsınızdır diye giren
yalnız bir ihtimal
.
siz
cümlede duran bir virgüldünüz
ben ise
o virgülden sonrasını
bir türlü yazamayan hayalperest
ne zaman sizi gördüysem
ya da gördüğümü düşünsem
öylece geçip gittim yanınızdan
dilimde büyüdü
bir “merhaba” bile diyemedim
.
çünkü kalbim
sizi görünce mi telaşlandı
yoksa
bir gün sizi göreceğine inandığı için mi
bilemedim
sonra
hep aynı saatlerde yürüdüm
aynı sokaklardan
aynı ağacın gölgesinde bekledim
Ben ona hislerimi anlatamayacağımı hissettim, sustum. Fakat kalbimde bir şey yıkılmıştı. Ben yalnız kalbimde ağladım. Hayatın meğer pek siyah, pek yaman, pek korkunç bir siması varmış.