kapanır gözlerim
gözlerinin ağırlığınca
ben acımla birim
ete kemiğe bürünmüş acı’yım ben
kendinden yitip giden
gidemeyen
yeni sığmazlıkları karşılar
derinimdeki sancılar
en çok seni tanırım ben
kendimden bile çok
beni bırak, gideyim
senden
sendeki acılara
bir yıl oldu, özledim seni
ilkbaharda açan o yaprak gibi,
bekledim gelişini
bırak, etme
yarım kalsın vedalar
sarılmaya kalan son dakikalar
ve sonra kapanan kapılar
tekrar birbirimizi göreceğimizde
buluşalım telefon kulübesinde.
sude'ye
geçmişime dair bana uzaktan gelen, gerçek hissettirmeyen ne varsa tatlı bir nostalji, ılık bir rüzgar gibi ama
yakın gelen, tanıdık gelen her hissiyat kalbimi eziyor sanki.
yitip gidenin ağırlığıyla hayata devam etmek ne zormuş.