Sevgi, başlangıçta ürkek bir duyguyla algıladığım gibi hayvansı ve karanlık bir içgüdü değildi. Beatrice'in resmi karşısında açığa vurduğum o saflık ve ruhanilik taşan tapınma da değildi. Her ikisiydi bunların, her ikisi, her ikisinden de fazla bir şey, aynı vücutta hem melek, hem iblis, hem erkek, hem dişi, hem insan, hem hayvan, hem alabildiğine iyi, hem son derece kötü.
Bunu yaşamaya da yükümlü kılınmış, bunu tatmak yazgım olarak belirlenmişti. Söz konusu yazgıya karşı özlem duyuyor, aynı zamanda ondan korkuyordum. Ama ortada duruyordu yazgı, başımın üstünde dolanıyordu.