Friedrich Nietzsche ile Van Gogh çağdaştır, yalnız yolları hiç kesişmedi, birbirlerinin eserleriyle de hiç tanışmadılar. Tanışmasalar da Nietzsche "Elveda, bana izin verilenden ötesini gördüm" yazdığında Van Gogh aynı günlerde mektubunda "Günaydın, bana izin verilenleri görmeye çalışıyorum" diyordu. Farklı coğrafyalarda aynı kafalar.
Bir yaz günü, Oliver’ın mektubundan dokuz yıl sonra, Amerika’dayken bizim evden bir telefon geldi. “Hayatta tahmin edemezsin, iki gündür bizde kim kalıyor. Senin eski yatak odanda. Ve şimdi tam karşımda duruyor.” Tahmin etmiştim tabii, ama tahmin edememiş gibi davrandım. “Tahmin ettiğini söylemek istememen çok şey söylüyor,” dedi babam ve zor zaptettiği gülüşünün ardından bana hoşçakal dedi. Annemle babam arasında, telefonun kime verileceği konusunda bir tartışma geçti. Sonunda onun sesi geldi. “Elio,” dedi. Annemle babamın konuştuğunu ve geri planda çocuk seslerini duyuyordum. Kimse adımı öyle söyleyemezdi. “Elio,” diye tekrarladım, telefondakinin ben olduğumu söylemek, fakat aynı zamanda da, eski oyunumuzun kıvılcımını çakmak ve hiçbir şeyi unutmadığımı göstermek için. “Ben Oliver,” dedi. O unutmuştu.
Yazdıklarım senin hakkındaydı. Orada tek yaptığım; senin omzuna yaslanıp içimi dökemediklerimi, yazıya dökmekti. Bilinçli olarak uzatılmış bir -vedaydı.