“ ‘Bay Profesör,’ dedi bana, ‘varlığını sadece benim bildiğim bu geçidi basit bir doğabilimci çıkarımı sonucunda keşfettim. Kızıldeniz'de de Akdeniz'de de belli sayıda tamamen türdeş balıkların olduğunu fark ettim: Ophidialar, Fiatolalar, istrongilos balıkları, levrekler, gümüş balıkları, uçan balıklar. Bundan emin olunca kendime iki deniz arasında bir bağlantı olup olmadığını sordum. Eğer böyle bir bağlantı vardıysa, deniz altı akıntısının salt seviye farkı nedeniyle muhakkak Kızıldeniz'den Akdeniz'e doğru akması gerekiyordu. Süveyş civarında çok sayıda balık yakalayıp bunların kuyruklarına bakır halkalar geçirdikten sonra tekrar denize bıraktım. Birkaç ay sonra, işaret halkalı balıklarımdan bazılarını Suriye kıyılarında yeniden yakaladım. İki deniz arasında bir bağlantı olduğu böylece benim gözümde teyit edilmiş oldu. Nautilus'umla birlikte bu bağlantıyı aradım, keşfettim ve buradan geçtim. Ve kısa bir süre sonra siz de benim Arap tünelimden geçmiş olacaksınız, Bay Profesör!’ “
Sayfa 299 - Türkiye İş Bankası-Kültür Yayınları·Kitabı okuyor
Anadolu şehirleri insanı tedavi etmese de gözünü açıyor. Gördüklerim Evliya Çelebinin anlattıklarına hiç benzemiyordu. Amerikanın keşfinden, hele Süveyş kanalı açıldıktan sonra büyük kervan yolları terkedilmiş, eski mamur çarşılar harap olmuş, zengin şehirler perişan kasabalara dönmüştü. İnsan yakın şarkın bugünkü hali ni görünce, eskilerin Acem mübalâğası ettiklerini zannediyor. Halbuki bir zamanlar gerçekten dünyanın cenneti, üç kıt’anın birleştiği bu ülkelerdi.
Mısır'ı "kurtarma" operasyonu 4 Şubat 1915'te başladı. Cemal Paşa Mısırlı kitlelerin halife ordusunun Süveyş Kanalı'nda olduğunu haberlerini alınca İngiliz sahiplerine karşı ayaklanacaklarından emindi. Ancak ayaklanmadılar ve İngiliz ordusu Cemal'i utanç verici bir yenilgiye uğrattı. Cemal Şam'a döndü ve tarihçi Kürd Ali'ye göre, her yerde hainleri görmeye başladı. Elbette etrafta gerçekten bazı hainler vardı. Savaşın patlak vermesi üzerine Suriye'yi terk etmeleri emri geldiğinde Fransız diplomatlar çeşitli Arap yetkilileri, din adamları ve entelektüeller ile yazışmalarını yok etmeyi ihmal etmişlerdi. Öyle görünüyor ki Cemal Mısır seferi öncesinde bu mektuplardan haberdardı ama ancak sefer sonrası bu mektuplara eğildi. Ayrıca hainlikle alakası olmayan birçok insanı da sırf İttihat ve Terakki Cemiyeti'nden başka siyasi partileri destekledikleri için tutukladı.
Sözde hainlerin halka açık ilk infazı 21 Ağustos 1915'te çoğu yeni orta sınıftan olan on bir kişinin asıldığı Beyrut saat kulesi meydanında gerçekleşti. 1916 baharında hem Şam hem de Beyrut'ta daha fazla infaz meydana geldi. İnfaz edilenler arasında savaştan önce Osmanlı meclisinde görev almış olan Şükrü el-Asali ve Abdü'l-Hamid el-Zuhravi'nin de olduğu Suriye'nin ayan ailelerinden kimseler de vardı. Şerif Hüseyin'in oğlu Emir Faysal, infazların haberini aldığında Şam'ın dışında arkadaşlarıyla kalıyordu. Söylendiğine göre, bu kadar önde gelen kimsenin infazı karşısında şoke oldu. Babası Mısır'daki kraliyet yüksek komiseri Sir Henry McMahon ile bir yıldan fazla süredir bir Arap isyanı olasılığıyla ilgili gizli irtibat içerisindeydi. Antonius'un fikrine göreyse, Cemal'in sözde hainlere davranışındaki şiddet Faysal'ı sultana karşı ihanetini başlatması konusunda cesaretlendirmişti.
Mısır Memlûkleri, 1514 tarihine doğru bir yandan Şah İsmail'le, öbür yandan Portekiz tehdidi altında, Osmanlılarla iyi geçinmek zorunda idiler. Portekizliler, Hint Okyanusu'nda ticâret tekelini ellerinde tutmak için Araplara karşı 1502'den itibaren amansız bir mücadeleye girmişlerdi. Hint Okyanusu'nda dehşet saçan korsan faaliyetiyle kalmadılar; Arabistan'la Hind arasında ticâreti kesmek için Aden Körfezi'nde Sokotra adasını (1505) ve Basra Körfezi ağzında Hürmüz'ü (1507) ele geçirdiler ve Kızıldeniz'de Cidde'ye kadar sokuldular. Memlûkler, gemi ve ateşli silâh bakımından düşmanla boy ölçüşecek durumda değildi. Büyük emeklerle Kızıldeniz'de yaptıkları donanma Portekizliler tarafından yok edildi (1509). Bu ümitsiz durumda Mısır Sultanı Al-Gavrî Osmanlı sultanından yardım istedi. Bu yandan Portekizliler, Memlûklerin düşmanı Şah İsmail'e elçi göndererek ortak bir saldırı önerdiler. Portekizlilerin, Osmanlılara karşı 1501'de haçlı donanmasına katıldıkları da hatırlanmalıdır. O zaman Bayezid, Mısır sultanına yardım göndermişti. Otuz gemilik kereste ve üç yüz toptan ibaret ilk yardım yolda Rodos şövalyeleri tarafından zaptedildi. Fakat Ocak 1511'de Mısır'a Osmanlıların dört yüz top ve kırk kantar barut yetiştirdiklerini biliyoruz. Topkapı Sarayı belgeleri 1512 tarihine doğru gemi inşası için birkaç Osmanlı kaptanının Süveyş'e gönderildiğini ortaya koymaktadır. Gemi yapmak için tahta, zift ve demir bakımından Mısır Osmanlılara bağımlı idi. Arap dünyasının Hint Okyanusu'nda hayat kaynaklarını kesmek, Mekke ve Medine'yi zaptetmek tehdidinde bulunan Portekiz saldırısı karşısında kuşkusuz yalnız Al-Gavrî'nin değil, bütün Arapların gözleri ve yürekleri gazî Osmanlı sultanına dönmüştü. Araplar, Osmanlılar Rumeli'de ilerlemeye başladığından beri Akdeniz'den gelecek bir haçlı
Sayfa 140 - İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Cemal Paşa, bir vesile ile bana Enver'den bahsederken onun,kullanmak mecburiyetinde olduğu silahı, yani askerliği bilmemesini, hiç askerlik yapmamış olmasını Türkiye için büyük bir felaket olarak nitelendirmişti.