s.

s.
@svdceylan
‘𝓩𝓲𝓱𝓷𝓲𝓶 𝓫𝓾 𝓼̧𝓮𝓱𝓲𝓻𝓭𝓮𝓷, 𝓫𝓾 𝓭𝓮𝓿𝓲𝓻𝓭𝓮𝓷 𝓬̧𝓸𝓴 𝓾𝔃𝓪𝓴𝓽𝓪’
@svdceylan·
·
sabitlendi
En derin arzumuz, olduğumuz gibi sevilmektir. Sevmek, sıradan olanda sıra dışını bulmaktır. Oysa âşığın feryadı susuşunda gizlidir. Keşke insanlar kendilerini cilalayıp parlatmak yerine başka insanlarla bağ kurmaya, yeni şeyler öğrenmeye, dünyanın türlü türlü hallerine yüreklerini ve ruhlarını açmaya daha istekli olsaydılar. O halde ruhunu güzeli görmek için eğit. Bir ruhun diğerine dokunduğu an, hayatın mucizesidir.. Hakikat yaralar, yalan ise öldürür. Sevmeye kendinden başla. Kendini sev ki ötekini de sevebilesin. İnsan insana sığınaktır, yurttur. 'Sen uçuşu hatırla, kuş ölümlüdür' demiş şair Füruğ, ölüp gideni değil hiç solmayacak olanı, ölmeyecek olanı, güzelliği hatırla. Ruhuna onu nakşet. Dünya kötülere bırakılmayacak kadar güzel ve sen içindeki dünyayla güzelsin. Oysa günümüz aşkları nasıl da bağırgan: "Beni sev! Beni sev!" Gerçek aşk sevilme ihtiyacının üstündedir, talep etmemeyi de bilmektir. Aşkın hakikati, aşığın susuşundadır, çektiği çilede, düştüğü çöldedir. Duyabilirim seni hiç konuşmadan! İçimizde korkunun tohumları da durur, merhamet, aşk ve nezaketin tohumları da. Hangisine su verirsek o büyür. Neyin yeşereceği bizim seçimimiz. O halde dostum, bırak hakikat incitsin seni, bir yalan avutacağına. Bırak, kendin olduğun için sevmesinler, başkası olduğun için alkışlayacaklarına. Konfor, ruhun bataklığıdır. Oldum demek öldüm demektir. Sessizce sev. Usulca. Kâinatı telaşa vermeden. Melekleri ürkütmeden sev. Her sabah bir çiçeği aklında tut, Bir tebessüm gezdir ruhunda. Sözcüklerin yumuşak ve korunaklı güzelliğinde bir şifa arıyoruz ama bazen susmak şifadır. Ruhumuzun en derin yaraları, affetmekle iyileşir. O halde sevgili dost, sen sen ol. Hayatta yeri doldurulamaz olanı yani aşkı, zamanı, dostluğu, sevgi ve iyiliği maddi değerler uğruna heba etme.
Reklam

s.

, bir kitabı okumaya başladı
Tarık Tufan
8.7/10 · 8,2bin okunma
Yine kimlere anlatmaya çalışsam derdimi; yine kimlerin eşiğinde durup kendimden uzaklaşsam… Kalbimi hissetmemek için uğraşsam, yorulmasam… Yazmaya bile takati kalmamış bir yolcuyum artık. Yolum nereye giderse değil, kim yolumdan beni çekip alırsa ona bırakılmış gibiyim. Ey dost… Ben artık viran bir evim. Ne odalarım sağlam, ne kapılarım var… Ne de o evin sıcaklığını dolduracak insanlar. Bu evde sadece yıkılmış duvarlar, dökülmüş sıvalar, yarım kalmış hayatlar var. Ve bir daha tamamlanmayı bekleme cesareti bile yok. Ey viran olmuş ruhum… Bekleme. Bu eve bir daha kimse gelmeyecek. Ne ışık yakacak biri var, ne içini ısıtacak bir nefes. Ya yeni evler kurulacak ya da eskiler tamamen yıkılacak. Sakın, o evi viran hale getireni geri dönsün de düzeltsin diye bekleme. Bu kadar yıkım yetmedi mi? Önünde yepyeni evler yükseliyor… Neden hâlâ yıkılmış bir kapının eşiğinde bekliyorsun?
Ezber cümlelerin, ezber duyguların içinde aktığını varsayarken, gerçekte sevgilinin kalbine dokunmak gerektiğini unutuyor insan.
İnsan hayatın bir yerlerinde ölüyor aslında. Ruhuyla arasında yaşamak kadar ısın bir mesafe giriyor. Ölüyor insan ve yeniden diriliyor. Umut etmek için diriliyor, başlayabilmek için diriliyor , doğru dürüst bir tek cümle kurabilmek için diriliyor ilte. Sonra… Sonrasi karanlık.
Reklam