Fark ediyorum ki insanın kurguladığı hayat hep yarım kalıyor. Yani yerine oturmayan iğreti duran çok şey var. Anlıyorum ki hayat hep beklenmedik şeylerlerdir. Kural böyle…
Sen yürüyeceksin ve beklenmedik şeylere hazır olmanın çarelerini arayacaksın.
Geçmişi anlatmaklane umar insan? Her şeyin yaşanmış ve bitmiş olmasının verdiği rahatlıkla, tüm olup bitenlerden bir şey öğrenebildiğini göstermek çabası mıdır bu? Kendisiyle, olaylara yüzleşebilmek cesaretini kaybetmediğini ispatlamak mıdır başkalarına karşı…
Yaşamla ölüm arasında bir çizgideyim.
Varlıkla yokluk arasında salınan bir ruh gibi.
Bazen nefes aldığımı bile hissetmiyorum;
sanki içimdeki ben, bedenimden uzaklaşıyor,
gözle görülmeyen bir girdabın içine çekiliyorum.
Bu hissizlik neden bu kadar tanıdık,
bu hiçlik duygusu neden hep kapımı çalıyor?
Belki yaşamın sınırındayım,
belki de kendimle aramdaki duvarın…
(Neyse anatominin beni bu içine çektiği ruh halini bırakıp ders çalışmaya devam edeyim bari)