Çevren tuhaf kişilerle dolu, baştan aşağı tuhaf kişilerle.Onlarla birkaç yıl birlikte yaşayınca da,farkına varmadan tuhaflaşıyorsun sen de. Kaçınılmaz bir yazgı bu.
Öncelikle nehir, yalnızca bir mekan değil; karakterlerin geçmişle kurduğu bağın ve kaçamadıkları içsel akışın simgesi bence.
Salomé, bu metinde bireyin ait olduğu yerle kurduğu karmaşık ilişkiyi işlemiş.Karakterler, Volga’nın akışı gibi durmaksızın ilerlerken, içlerinde bir yerde hep aynı soruya takılır: “Nereye aitim?”
Kısa,akıcı ve etkileyici bir kitap. Yüksek sesli çatışmalardan çok, sessiz bir iç hesaplaşma sunuyor bizlere.
Salomé,insan ruhunun kararsız, çelişkili ve çoğu zaman bastırılmış yönlerini sade ama derin bir dille ele almış. Kitap, aşkı romantik bir kurtuluş olarak değil; insanın kendini tanıma ve aynı zamanda kendinden kaçma biçimi olarak sorgular.
Feniçka karakteri, özellikle duygularını adlandırmakta zorlanan, sezgileriyle hareket eden ama bunun bedelini içsel bir yalnızlıkla ödeyen bir figür. Salomé, kadını edilgen bir aşk nesnesi olarak değilde; düşünen, bocalayan ve çelişen bir özne olarak kurgulamış. Bu yönüyle kitap, klasik aşk anlatılarından ayrılıyor. Hatta sonunda Feniçka, “seviyor muyum, yoksa sevilme fikrini mi seviyorum?” sorusunu okurun zihnine bırakıp gidiyor.