Seyfullah

Ruh deneyimlediği manayı ve tattığı zevki asla unutmuyor. Konunun daha açık bir hale gelmesi için bedenin tattığı bir hazzın, bu hazzı oluşturan etken ortadan kalktıktan sonra hemen kaybolduğunu belirtelim. Ruh ile beden arasındaki önemli fark bu unutmamak ya da kaybetmek meselesinde düğümlenir.
Sayfa 59
Alıntı
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Tabiata bakıldığı zaman buna isterseniz seyr, ulvi bir heyecan diyelim, tefekkür bunun hemen ardından gelir. Seyr ve tefekkür birlikteliği temaşayı doğurur. Yani bireyde yaratılmış tabiatı, hikmet nazarıyla algılamak başlar. Bunu iç dünyamızda gelişen hayret ve onun hemen ardından, onu besleyen hayranlık hisleri takip eder. Burada yine tekrarlamakta fayda var, bu içsel serüven, duygu dünyasındaki güzel alanını, İslâm medeniyet tasavvuruna göre geliştirmiş insanlar için geçerlidir. Birey hayret ve hayranlık basamağında bir an için kendi varlığını düşünür. Yaratılmış tabiatın ihtişamı karşısında kendi aczini itiraf etmekten başka bir realitesi kalmamıştır. Bu itiraf, seyr ile başlayan süreci teslimiyetle nihayete erdiriyor. Bu teslimiyet sonucu varlık ya da ben, O'nun varoluşunda erimiş, kaybolmuştur. Bu ise mutlak huzur, haz ve sükûn demektir. Tabiattan yola çıkarak ki o tabiat bir vesile, bir vasıtadır, yapılan içsel yolculuk sonucunda erişilebilen bir huzur ve sükün mertebesiyle son bulur. Hayatta her şey geçici olduğu için bu huzur ve sükûn da geçicidir. Sonra tekrar hayatın gündelik akışı, gailesi, meşgalesi sürer, gider. Ancak ruh yaşadığı bu huzur, sükün ve hazzı asla unutmaz. Onun için eskiler zaman zaman tabiata çıkmayı, tabiatta yalnız kalmayı, tefekkürü ve temaşayı yaparlar ve etrafındaki kimselere de tavsiye ederlerdi. Kısaca söylersek tabiat, gören göz ve hisseden bir kalp için cemal tecellilerinin yansıdığı bir güzellik bahçesidir
Sayfa 40
Din
Varlığa bakıldığında, orada güzel ve yüce ile ilgili olmak üzere, üç tabaka görmekteyiz. Bunlardan birisi tabiattır, yaratılmış çevre, dağlar denizler gökyüzü bitkiler ve diğer canlılar. Bir diğeri, insan elinden çıkma, yani beşer eyleminin ürünü olan ve bireyin duygusal alanına hitap eden san'at eserleridir. Üçüncüsü ise, bazı özel ve kâmil insanlar ve onların eylemleri ya da eski tabirle fiilleridir. Bu üçünde de İslâm medeniyet tasavvurunun terbiyesinden geçerek, duygu dünyasındaki güzel bölgesi gelişmiş olan bir birey, ilahî hüsnün yansımalarını bulacak ve onunla bir itminan yaşayacaktır.
Sayfa 39
Din
İslâm medeniyet tasavvuruna göre varlığın kaynağı ve her şeyin yaratıcısı O'dur. O, aynı zamanda bütün güzelliklerin tek kaynağı ve yaratıcısıdır. Ve yine O, yine aynı zamanda bütün yüceliklerin en üst mertebesinin tek kaynağı ve yaratıcısıdır. O'nun cemal bahçelerinden yansıyan hüsnü, varlığı bütün veçheleri ile aydınlatıyor. Ve hiçbir eksik bırakmaksızın sarıp, sarmalıyor ve kuşatıyor. Cemal bahçelerinden yansıyan bu hüsn aynı zamanda dil ile tarifi kabil olmayan, fakat gönül boyutuyla sezilen bir ihtişamı, bir kudreti, yani bir yüceliği de sergilemektedir.
Sayfa 38
Din
İnsanın bütün özellikleri, imkânları nispetinde hayatı boyunca eğitilip, geliştirilebiliyor. Bazı insanlar bu gelişim sürecini hayatlarının ilk başlangıç dönemi ile sınırlandırırlar. Ve bütün bir ömrü, o başlangıç dönemindeki birikimle geçirirler, daha doğrusu heba ederler. Pek az kimse ise kendisine verilen ömrü bir fırsat ve bir ganimet bilerek, yeteneklerini, daha doğrusu iç âlemini eğiterek, ömrü boyunca geliştirir. Bu tür bir gelişim, duygu alanımız için de geçerli-dir. Bireyin duygu alanı, kendi istediği istikamette, tabii ki şartların el verdiği ölçüde geliştirilebilmektedir. Bazı insanlar, duygu alanındaki hırs bölgesini geliştirirler. Onların hayatı boyunca peşinden koştukları ihtirasları hiç eksik olmaz. Bazıları da duygu alanındaki şefkat ve merhamet bölgesini geliştirirler, onlar da yaşlandıkça yakın ve uzak çevrelerine bir şifa ve huzur kaynağı olurlar.
Sayfa 38
Hayata Dair