Aslında biz, bir yandan İslami müsamahadan faydalanmak, diğer yandan ise vahşi kapitalizmden yararlanmak istiyoruz. Ama bu ikisi bir arada olmaz. Bunu dile getirdiğimde, "Hocam sen hâlâ 1800'lerde kaldın!" diyorlar. Evet, doğru. O eski Bursa, eski İstanbul, tarım toplumunun oluşturduğu bir yapılanmaydı. Ancak sanayi ile dünya tanıştı ve biz de bu sürece dahil olduk. Tanışmaya da devam ediyoruz. Mesele, İslam medeniyetinin değerlerini sanayi toplumunun şartlarına uygun şekilde yorumlayarak, insani bir şehir inşa edebilmek.
Bunun bazı örneklerini Batı'da gördüm; bir şeyler deniyorlar. Başarılı olup olmamaları ayrı bir mesele ama en azından deniyorlar. Biz ise sanayi toplumunun cazibesine kapıldık. Büyük maddi güç, servet ve refahın getirdiği tahakküm gözümüzü kamaştırdı. Peki, bunun bedeli? Bedel şimdi çıkıyor. Henüz tam olarak farkında değiliz. İnsanlar, "Çok yalnız kaldık, kimse yüzüme bakmıyor!" diyor. Sanayi top-lumu böyle bir şey: paran varsa değer görürsün yoksa kimse seni umursamaz. Peki, Müslüman toplumda durum nasıl? Değerler, takvaya göre belirlenir. Bugün takva geçerli mi? Eğer İslam'a inanıyorsanız evet, inanmazsanız hayır. Sanayi toplumunu reddet-mek mümkün değil. Biz sanayi toplumunu kendi değerlerimize göre daha insani ve İslami bir hale getirmek mecburiyetindeyiz. Şehirlerimizi de pekâlâ ona göre kurabiliriz.