Seyfullah

İnsan, inandığı şeye göre hayatını tanzim eder. İnancına göre bir yaşam biçimi oluşturur ve belirli davranışları sergiler. Bazı eylemleri yaparken, bazılarını yapmaz. Böylece bir istikamet belirler ve kendisini o düşünceye veya sisteme ait hisseder. Aidiyet tam olarak budur. "Ben buraya aitim" diyerek iç dünyasında bir kabullenme yaşar. Ancak bu aidiyet, başkaları tarafından bilinmeyebilir. Ta ki eylemlerimizle bunu dış dünyaya yansıtana kadar.
Alıntı
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
İnsan, aidiyet ihtiyacı içinde olan bir varlıktır. Bu, insanın temel bir özelliğidir. Biz, farkı fark eden mahluklarız veya var-lıklarız. Burada iki kavram öne çıkıyor: “varlık" ve "mahluk." "Varlık" dediğimizde varoluşu kabul etmiş oluyoruz. Ancak "mahluk" dediğimizde, halk edildiğimizi, yaratılmış olduğumuzu kabul ediyoruz. Biri seküler, diğeri ise vahye dayalı bir kavramdır. Bilim yaparken de farkı fark ettiğimiz için mukayese metodunu kullanırız. Peki, hayvanlara baktığımızda neden aidiyet problemi yaşamadıklarını görüyoruz? Çünkü hayvanların davranışları içgüdüleri tarafından belirlenir. Hayatta kalma ve türün devamı olmak üzere iki temel içgüdüye sahiptirler. Bunların dışında bir yetenekleri yoktur. Bu nedenle, hayatlarını dar bir koridorda yürüyerek sürdürürler. Örneğin, balıkların göç yolları bellidir. İçgüdüsel olarak yumurtlar, büyür ve tekrar göç ederler. Balıkçı, balığın içgüdüsünü bildiği için onu avlayabilir. Çünkü bu süreç değişmez. Ancak insan böyle değildir. İnsan, geniş bir davranış spektrumuna sahiptir ve her tür davranışta bulunabilir. İnsanın temel soruları vardır: "Ben kimim?", "Benim dışımdaki evrenin anlamı ne?", "Bu evrenle olan ilişki-lerim nasıl şekillenecek?",
Alıntı
MD: Hocam, bu konu çok önemli. Kemal Hocamın bahsettiği meselede olduğu gibi, insanlar aynı kitabı iki, üç, dört, beş defa okumak yerine daha fazla kitap okumam lazım, yeni çıkan ki-tapları okumam, kaçırmamam lâzım derdine düşüyorlar. Bu çok doğru bir şey değil o zaman SÕ: Merhum Ali Nihat Tarlan Hoca'dan işitmiştim. O böyle çok kibar, çok zarif, müeddep bir hazret. "Yavrum, evladım, mühim kitaplar vardır. Onları hayatın farklı safhalarında tekrar okumak lazımdır." Böyle bir kulağımda kaldı. Sonra şöyle bir şey, siz bir hayat serüveni yaşıyorsunuz bu bir yolculuk. Eser sabit orada duruyor ama siz eserin farklı veçhelerini görüyorsunuz.
Alıntı
KS: Bir yazar modern Batı insanını tarif ederken diyor ki, "Her pazartesi cumanın gelmesini bekler. Efendim; her kış yazın gelmesini bekler. Sürekli böyle bir boşluk ve bir tatil özlemi içinde yaşar durur." Hakikaten modern çağda çalışma hayatı da insanı köleleştiren bir şey. SÖ: Tabii tabii. KS: Meşhur Nazi sloganı vardı ya çalışma kamplarının girişinde, "Arbeit macht frei", evet çalışmak özgürleştirir. Hakikaten günümüz toplumunda insanlar çalışmanın özel hayatlarını tamamen inhisarına aldığını görüyorlar. İnsanlar gece yarılarına kadar çalışıyorlar, gece yarılarına kadar e-postalarına cevap veriyorlar ve kendilerine ait müstakil bir zaman neredeyse kalmamış. Kolonize edilmiş, inhisar edilmiş, ele geçirilmiş hayatlar. SÖ: Çok zor. KS: Çünkü ruhun beklemeye, demlenmeye, aylaklığa.. SŐ: Evet evet. KS: Dünyayı temâşă etmeye ihtiyacı var. Onun için de bu hız ve meşguliyet kültüründen bir şekilde sıyrılmak lazım. Bugün kendim de dahil olmak üzere birbirimizle haberleşirken diyoruz, "Görüşelim." ama bunun olmayacağını biliyoruz çünkü herkes bir meşguliyet kültürünün içinde dibine kadar batmış.
Alıntı
KS: Taşköprülüzade'nin Efendim bir ifadesi var, "İnsanların değerini taktir etmediği hissine kapılıp üzülen kendi üzerine yeteri kadar tefekkür etmemiş demektir." diyor. SÖ: Bitti. KS: Dışarıdan aferin beklemek, alkış beklemek aslında kendini biraz küçümsemek, kendi üzerine yeterince derin düşünmemek manasına geliyor. SÖ: Evet, bir noktada da belki çok iddialı olacak ama küfranı nimet gibi. Sana bu kadar verilmiş. İnsanlardan ne aferin bekliyorsun? Sana zaten veren vermiş. Sen O'nun gönlünü hoş etmeye bak
Din