Mekke-i Mükerreme'de veya Medine-i Münevvere'de bir hadisi şerif zuhur ediyor. İlim Çin'de olsa alınız.Çin oralara çok uzak hele o dönemlerde. Sonra anladım ki bu sadece coğrafi uzaklık değil. Zihnî ve kalbî uzaklık da mühim. Oradan da alabilirsiniz siz ilmi, düşünceyi. Örneğin Antik Yunan'dan da, Roma'dan da alabilirsiniz fakat eleyeceksiniz, bakacaksınız. Hangisi sizin itiká-dınıza, hayat biçiminize uyuyorsa onunla bir yapı kuracaksınız çünkü öteki de öyle yapıyor. Neticede hepsi bunların birer lütuf
İslâm dünyası kutsal şehirlerden çıktı. Önce Mekke, sonra Medine, sonra Kudüs-i Şerif. Buralara hâkim oldu. Bir söz olarak dünyaya tebliği götürmeye başladı. Batı'ya doğru yayıldı Mısır, Kuzey Afrika, Endülüs. Doğu'ya doğru yayıldı; Iran, Horasan, Mâverâünnehir ve Hindistan. Burada kadim dünyayı tanıdı. Kadim dünyanın düşünürleri, soruları, açmazları oldu. Bunları Müslümanlara sordular. Bu problem hakkında ne düşünüyorsunuz? Bu bilgeler Müslümanların inandığı inanç sistemine inanmıyorlardı. Onlara mukni cevaplar vermek istiyorsanız rasyonel düzlemi kullanmak zorundasınız
Bu ihtiyacı tatmin etmek için el-Memûn Bağdat'ta Beytü'l-Hik-me'yi inşa etti. Bu Beytü'l-Hikme'ye dünyanın her tarafından o zamanki dünyada tercüme yapabilen on yedi aileyi getirdi. Eski dünyadan bahsediyorum. Avrupa, Antik Yunan, İran ve Hindistan. Bunların bir kısmı müşrikti, bir kısmı Hristiyan'dı, bir kısmı Budist'ti, bir kısmı Ateşgede'ydi. Bunları getirdi. Bunlara para verdi ve bütün kadim dünyanın âsârını bunlar Arapçaya çevirdiler. Bakmadılar bunlar müşriktir, Ateşgede'dir, Budist'tir şudur budur Hristiyan'dır diye.
Böylece bir büyük hadise başladı. Nedir o? Şark da garp da Allah'ındır.
Oradaki kullar da Allah'ın kullarıdır. Onlara lütfedilen ilim de tefekkür de Allah'ın Alim isminden zuhur etmiştir, lütfedilmiştir ve bu büyük çeviri faaliyeti üzerine İslâm dünyasının Orta Çağ'daki büyük bilimsel ve tefekkür yapısı yükseliyor.
Doğu da Batı da Allah'ındır. Tabii ki Batı'daki birçok insan, kurum, oluşum da ol emriyle ortaya çıkmıştır ve onlar da Cenâb-ı Allah'ın kullarıdır. Onlar üzerinden de Cenâb-ı Allah bütün kullarına ihmal edilmemesi gereken mesajlar verir. Gördüğüm, bildiğim budur. Zaten İslâm dünyası da buna böyle bakıyor
Hayatta sizin iddialı olduğunuz bir konudaki problemin nasıl geldiğini ve nasıl gittiğini anlayamazsınız. O bakımdan büyükler demişlerdir ki "Hiç iddialı olma, Allah seni iddialı olduğun konudan imtihan eder." Beetho-ven çok iddialı bir adamdı çok da önemserim kendisini. Klasik Batı Müziğinin felsefi açıdan en derin adamıdır. Cenâb-ı Allah onu sağırlıkla imtihan ediyor. Müthiş bir şey yani ve sağır olduğu halde hâlâ beste yapıyor. Böyle işte hayat