İrâdesini bir hususa bağlıyamıyan kimse, dâima tereddüt halindedir. Ne tevekkül ederek ibâdetini yapabilir, ne de fütursuzluk göstererek dünya işlerinde muvaffak olabilir. Onun, sâhibinden yem bekliyen damdaki bir eşekten veya kafesteki bir kuştan farkı yoktur. O büyük ve hayırlı işlere girişecek irâde ve himmetten mahrumdur. Böyle bir şey’e teşebbüs etse bile yolda kalır, başarısızlığa uğrar.
Dünyayı çok seven ehl-i himmet ve gayret olanların mal, can ve evlât sevgisini kalblerinden çıkarmadıkça
muvaffak olamadıkları görülüyor. Meselâ
hükümdarlar ve kumandanlar mülk kazanmak ve makamlarında kalabilmek için düşmanlarına harp açarlar,göğüs göğüse çarpışırlar.
Sonunda ya canlarından olurlar
veya zafere ulaşırlar. Demek ki zafere ulaşmak için
can sevgisini bir kenara atmaları lâzımdır'. Ticaret ehli, büyük kazançlar sağlamak için mallarım, canlarım tehlikeye atarak karada - denizde şarkı - garbı dolaşırlar.
Bunların iradeleri iki şey’e saplanmıştır. Ya ölüm, ya büyük kazanç. Çoğunlukla sonuç başarılıdır. Çünkü azim sahibidirler. Çarşı - pazar ehlini teşkil eden küçük esnaf umumiyetle mal, can ve evlât sevgisinden kurtulamaz.
Bunların ömrü evi ile dükkânı arasında geçer. Ne hükümdarlar gibi yüksek mertebelere, ne de büyük tüccarlar gibi büyük kazançlara erişebilirler. Günlük bir kaç kuruşluk kazanç onlar için çoktur bile.
Dünya işlerinde bâzı şeylerden alâkayı kesip irâdeyi bir şey’e teksif etmedikçe nasıl başarı olmuyorsa, âhiret işlerinde de olmaz.