İstediğini verirse rahmetinden, vermezse hikmetindendir.
Verdiğine şükreyle ki bu nimet hakiki nimete dönüşsün. Ver- mediğine sabret ki bu sabrın da bir nimete dönüşsün.
Şöyle bir hayatınıza bakın: Kendinize hedef olarak koyduğu- nuz yerlere geldiğinizde her şey bitiyor mu? İstediğiniz arabayı, evi aldığınızda, istediğiniz işe girdiğinizde, istediğiniz kariyeri yaptığınızda kalıcı bir tatmin ve huzur duygusu oluşuyor mu? Yoksa ulaştığınız her bir hedef bir zaman sonra anlamını yitirip sizin daha ötelere bakmanıza, yeni hedefler belirlemenize mi yol açıyor?
"Dikkat edin! Kalpler ancak Allah'ın zikriyle (Kur'an'la / Allah'ı anmakla / Allah'ı hatırlamakla) tatmine kavuşur.” (Ra'd, 28)
Fahreddin Râzî bu âyetin tefsirinde mealen şöyle diyor:
Kalp her ne zaman bir şeye ulaşsa mutlaka ondan daha başka ve şerefli bir hale intikal etmek ister. Çünkü cisimler âleminde hiçbir mutluluk yoktur ki lezzet alma ve arzulama bakımından ondan daha üst bir mertebe bulunmasın. Ancak kalp ve akıl, Cenab-ı Hakk'ı tanıma, O'na dair bilgileri elde etme, O'na sığınıp anma bahtiyarlığına erişince artık kesinlikle bu mertebeden daha öte bir mertebeye gitmeye gücü yetmez.
Çünkü bundan daha mutlu kılan ve mükemmel olan başka bir mertebe yoktur. İşte bundan dolayı Rabbimiz: "Dikkat edin! Kalpler ancak Allah'ın zikriyle tatmin olur," buyurmuştur.
Bunu kendi ifadelerimizle daha anlaşılır hale getirelim:
İnsan bu dünyada neyi elde etmiş, hangi makama ulaşmış, hangi başarıları kazanmış olursa olsun asla ama asla tatmin olmaz, kalıcı bir huzura ulaşmaz.
“Onlara, dünya hayatı misâlinin tıpkı şöyle olduğunu anlat: Gökten indirdiğimiz su ile yeryüzünde yetişen bitkiler birbirine karışır, ama sonunda rüzgârın savuracağı çerçöpe döner.” (Kehf sûresi, 18/4)