Zehra

Zehra
İki ömrüm olsun isterdim; biri okumak diğeri yaşamak için.
Hukuk
Aydın
13 Mayıs 2002
85 okur puanı
Temmuz 2021 tarihinde katıldı
Hayat mottomuz olsun mu?
Başkalarına kendi değerini kanıtlamak senin işin değil. Senin işin kendi değerini bilmek ve buna göre hareket etmektir.
Sayfa 53 - Kronik Kitap, 1. Baskı, Haziran 2026.·Kitabı okudu
Alıntı
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı, yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin, hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil, ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için, yaşamak yanı ağır bastığından. Nazım Hikmet
Şiir
Neysen o olmak bu değil, dobra olmak bu değil. Bu kötü olmak. Bu, kalp kırmak. Anlatamadım, anlatamam.
Sayfa 126·Kitabı okudu
O altı harfli tatlı, hep boğazlarda kaldı.
10/10
·248 syf.··
2025 107. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 19 Kasım 2025 12:55
Yaralarınız var değil mi? İçinize işleyen, kabuk bağladı sandıkça kanayan, kanadıkça sızladığınız. Fark etmeden ruhunuzda taşıdığınız, hayatta başarılı, zengin, sevilen, tercih edilen biri olarak kapatmaya çalıştığınız yaralar. Hatta öyle zamanlar oluyor ki, o yaraları kapatmak için insanlara sığınıyor, kendinizi koşulsuz teslim ediyor, ancak zamanla yaralarınıza iyi gelmek yerine daha çok kanattıklarını fark ediyorsunuz. Ne yapsanız, ne etseniz, ne tutsanız olmuyor. “Herkese ben koşuyorum, kimseye yetemiyorum, kimseye de yaranamıyorum.” “Kes bütün iplerini. Sen kukla değilsin. Kaderinin hakkını veren müthiş bir oyuncusun.” Sonra fark ediyorsun ki, kendisine iyi gelmeyene kimse iyi gelmiyormuş, Sonra fark ediyorsun ki, kendi gözyaşını silmeyenin gözyaşını kimse silmiyormuş, Sonra fark ediyorsun ki, kendisini anlamayanı kimse anlamıyormuş, Ve sonra fark ediyorsun ki, hayatını kendisi için harcamayana kimse bir hayat vermiyormuş. Öyle geç gelen bir farkındalık ki: “Kimseyle yorulmak istemiyorum, yeterince yoruldum.” “Kimsesizin halinden kimsesiz anlar.” Bir haber okumuştum geçtiğimiz yıllarda, “Elazığ’da tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybeden 12 yaşındaki ağır zihinsel engelli kızın cenazesi, annesinin cenazeyi kabul etmemesi nedeniyle kimsesizler mezarlığına gömüldü.” Kimsesizler Mezarlığı… Kime diyoruz “kimsesiz” diye? Kimsesi ölene mi? Kimsesini içinde öldürene mi? Türk Dil Kurumu’nun bir tanımının canımı yakacağı aklıma gelmezdi: “Boş, ıssız, içinde kimse bulunmayan.” O iç, yüreğimizin ta içi olabilir mi? Oradaki kocaman boşluk… En derin ıssızlıklar insanların yüreklerindekiler değil midir? İki hayat, iki kayboluş, iki yara… Tüm yaralar bir şekilde geçiyor da aile yaralarını bir ömür sırtında taşıyor insan. “Ayakkabı vurduğunda ayağının arkasında bir
Altı Harfli Bir TatlıŞermin Yaşar · Doğan Kitap · 202513,8bin okunma
Köre renk, sağıra ahenk anlatılmaz; Hafız, güzeli, güzele söyle ki mânâ incinmesin...