Bülbül Soluk soluğa okuyacağınız, elinizden hiç düşüremeyeceğiniz bir kitap.İkinci Dünya Savaşı sırasında iki kız kardeşin acıklı hikayesi.Yazar Nazi zulmünü bir kez daha gözler önüne seriyor. Kristin Hannah’ın okuduğum ilk kitabı. Görünüyor ki son da olmayacak. İyi okumalar.
Ölmez Otu
İnce Memed serisi gibi yazar bu seride de Çukurova insanının hayatını bizlere aktarıyor.İlk kitapta pamuk toplamaya Çukurova’ya gitmeye çalışan bir ailenin hayatına tanık oluyoruz.Kitapta yinelenen yerlere rağmen hiç sıkmaması Usta’nın kaleminin gücünü bir kez daha gösteriyor.İkinci kitapta Çukurova’ dan döndükten sonra köy yaşamını, efsaneleri, hurafeleri bize aktarıyor yazar.Üçüncü kitapta ise yine Çukurova’da pamuk toplarken yaşanan olayları anlatıyor ve tüm kitap bizi büyülüyor.Yaşar Kemal’in en sevdiğim yönü insanlığı daima diri tutması.Bu seride de kötülük yapanın kötülüğü unutulup insanlığın ön planda olduğu, affedildiği bir dünya karşımıza çıkıyor.Anadolu insanının en önemli özelliği de bu olsa gerek. Severek okuyacağınız bir seri👍
İçimizdeki Şeytan Kürk Mantolu Madonna kitabında olduğu gibi bu kitapta da yoğun duygular mevcut.Ancak bu kitaptaki cümleler beni daha çok etkiledi diyebilirim.Baskıdan olsa gerek dili biraz ağırdı.Hissettirdiği duygular muazzamdı.’Su akar yolunu bulur’ sözü tam bu kitaba göre 👍
Deli Kurt
Yine muhteşem bir Atsız romanı daha...Romanın bazı bölümleri Bozkurtlar romanına benziyor.Ruh Adam romanındaki gibi yine bir sevda var.Bu sevda bu kez çok yoğun anlatılmış.Sevdaya masalsı hava da katılmış.Osmanlı şehzadesi Murat yani Deli Kurt' un başından geçenler anlatılıyor.Ruh Adam'daki mahşer sahnesi gibi bu kitabın başındaki mezarlığa gidiş bence bu kitaba ayrı bir değer katmış.Bu yazarın okuduğum üçüncü romanı.Ben hepsinden çok keyif aldım.Kesinlikle hepsinin okunması taraftarıyım.Herkese keyifli okumalar 😊
Yabancı
Annesinin ölümüne bile duyarsızlaşan,etrafındaki kişilerin yaşadıklarına sıradan hayat olarak yorumlayan ve empati kurmayan,hatta evlenmesi muhtemel kıza bile "Sen istersen evlenelim" diyen bir kişi...Hayata ve kendine yabancı biri...Bu kişi cinayet işler fakat neden ve nasıl olduğunu kendine bile açıklayamaz.Aslında içinden gelenleri,o an yaşadıklarını açıklar ancak yargıcı inandıramaz.Çünkü yargıç cinayeti değil de, cinayetten önce gerçekleşmiş olan roman kahramanının annesinin ölümü üzerine onu yargılar.Toplumun bize dayattığı duygular üzerinden,aslında olması gerekenler üzerinden yargılar.Fakat her insanda bu değerler aynı mıdır?Aynı etkiyi mi yaratır?Yaşanmamış,hissedilmemiş bu değerler yüzünden kişi idama mahkum edilebilir mi?
Cevaplar üzerinde çok düşünmek gerekir.
Yazarın"İnsan bir gün dahi yaşasa,hapiste ömrünün sonuna kadar kalabilir."cümlesi ile aslında farkına varmadığımız bir sürü anımızın,o an elimizden kayıp gittiğinde önemli olduğunu ifade eder.
Yaşanan olaylarla artık kendini herkese,her şeye yabancı hissedenlere selam olsun,iyi okumalar 😊