T. E. Lawrence bazı yazılarında şunu anlatır: Bir keresinde Osmanlı askerlerini kandırmak için Araplarla birlikte namaz kıldığını yazıyor. Ama kendisi bunun sadece bir taktik olduğunu söyler ve şöyle anlatır: “Develerimizi çöktürdük ve güneş batarken sessizce namaz kıldık… uzaktan bakıldığında gerçek Müslümanlar gibi görünüyorduk.
Orta Doğu'nun bugünkü kaotik yapısını anlamak için, özellikle I. Dünya Savaşı ve sonrasındaki sürece bakmak, o dönemde ekilen "tohumları" incelemek gerekir. ​İngiltere ve genel olarak Batılı güçlerin bölgedeki etkisini birkaç temel başlıkta analiz edebiliriz: ​1. Sykes-Picot ve Suni Sınırlar ​1916 yılında İngiltere ve Fransa arasında gizlice imzalanan Sykes-Picot Anlaşması, bölgenin kaderini belirleyen en kritik kırılma noktalarından biridir. ​Cetvelle Çizilen Sınırlar: Bölgenin etnik, dini ve mezhepsel gerçekleri göz ardı edilerek çizilen sınırlar, aynı aşireti ikiye bölerken, birbirine rakip grupları aynı devlet çatısı altına zorla sokmuştur. ​Sürekli Çatışma Zemini: Bu durum, modern ulus-devletlerin kurulma aşamasında bitmek bilmeyen sınır çatışmalarına ve iç huzursuzluklara zemin hazırlamıştır. ​2. "Böl ve Yönet" Politikası (Divide and Rule) ​İngiltere'nin sömürgecilik tarihindeki en mahir olduğu alanlardan biri, topluluklar arasındaki farklılıkları kaşıyarak merkezi bir otoritenin oluşmasını engellemektir. ​Azınlık Yönetimleri: Bazı bölgelerde azınlık grupların desteklenerek çoğunluk üzerinde otorite kurulması sağlanmış, bu da sömürgeci güç çekildikten sonra büyük kan davalarına ve iç savaşlara yol açmıştır. ​Milliyetçilik Tohumları: Osmanlı İmparatorluğu'na karşı Arap milliyetçiliğini kışkırtan İngiliz ajanlarının (örneğin T.E. Lawrence) faaliyetleri, bölgedeki birleştirici unsurları parçalayarak mikro-milliyetçiliği körüklemiştir. ​3. Balfour Deklarasyonu ve Filistin Meselesi ​1917'deki Balfour Deklarasyonu, bugün hala kanayan bir yara olan Filistin sorununun temel taşını döşemiştir. İngiltere'nin bölgede bir Yahudi devleti kurulmasına verdiği destek, bugün Gazze'de yaşanan trajedilerin tarihsel başlangıç noktası olarak kabul edilir. ​Günümüzdeki
1000Kitap
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Bilim
"Kuantum dolanıklığı, iki veya daha fazla parçacığın birbirleriyle bağlantılı hale gelmesi durumudur" Kara madde ile kara enerjinin birbirine oranları aynı zamanda evrenin gelecekteki tarihi hakkında da bilgi vermektedir.Eğer kara enerji baskın olursa evren büyük parçalanma ile son bulacak,eğer kara madde daha yüksek oranda çıkarsa evren kendi içine çökecek,son olarak bunların oranı birbirlerini dengeleyecek şekilde çıkarsa evren düz evren olan bir süreçte, genişlemeye devam edecektir. ((Cern ve büyük patlama//Kerem cankoçak)) Kuantum fiziğinde nedensellik çalışmaz. Her olayın belli bir nedeni yoktur. Olurlar sadece. Bizim kafamızdaki nedensellik kavramı çok eskiden kalan bir şartlanmadır. Aristoteles her şeyin bir ilk nedeni olması gerektiğini söylüyordu. Neden öyle olsun ki ? Fizikteki yasalar bile aslında bir simetri Kırınımı sonucu ortaya çıkarlar. Çünkü tamamen simetrik evrende hiçbir şey meydana gelmez. Aslında fizikte hiçlik de yoktur, hep bir varoluş vardır. Bu varoluş sırasında ne olacağı tamamen rastlantısaldır.. ((Cern ve büyük patlama//Kerem cankoçak)) Kütle,bir enerji biçimidir.Daha ağır kütleli parçacıklar elde etmek için,düşük kütleli parçacıklar çok büyük kinetik enerji kazandı rılacak,hızlandırıcı üzerinde bulunan dedektörlerin içlerinde çarpıştırılır.Bir parça çığın momentumu,dalga boyu ile ters orantı lıdır.Parçacık hızlandırıcıları,bir parçacığın momentumunu arttırmak,dalga boyunu azaltmak için kullanılır.Dalga boyu ne kadar küçük olursa,hedef hakkında o kadar çok bilgi edinilebilir.Hızlandıcıda,çarpıştırılan parçacıklar kazandıkları kinetik enerji ile yeni parçacıklar oluştururlar.Bu sayede ağır kararsız parçacık yaratılabilir ve özellikleri incelenebilir,parçacık bozunum ürünleri incelenerek bunlardan parçacıkların
T.E. Lawrence
İşte bu casusların arasında çok taraflı, çevresinde bulunan cemiyete kısa zamanda intibak edebilen biri vardı…
Alıntı
Sykes–Picot’tan Bugüne: Harita Üzerinden Yönetilen Bir Coğrafya Orta Doğu, yaklaşık bir asırdır savaşlarla, darbelerle, işgallerle, istikrarsızlıklarla ve bitmeyen krizlerle anılan bir coğrafyaya dönüştü. Bugün Gazze’de bombaların altındaki çocuklar, Şam’ın yıkılmış sokakları, Bağdat’ın tutmayan barışı, Sana’da açlığa mahkûm milyonlar ve Beyrut’ta tükenmeyen siyasi kriz; aslında aynı tarihsel zincirin birbirine eklenen halkalarıdır. Bu zincirin başlangıç noktası ise çoğu zaman bilinçli biçimde görmezden gelinir: Osmanlı’nın son döneminde yürütülen büyük planlar, yerel aktörler üzerinden kurulan çıkar ortaklıkları ve nihayetinde 1916’da imzalanan Sykes–Picot Anlaşması. Bugün Orta Doğu’da yaşanan hiçbir krizi, bu tarihsel kırılmayı doğru okumadan anlamak mümkün değildir. Çünkü burada yalnızca devletler yıkılmadı; bir siyasal bilinç, bir medeniyet düzeni ve bir ümmet tasavvuru da parçalandı. Osmanlı Devleti’nin çöküşü yalnızca askerî bir yenilgi değildir. Bu, aynı zamanda siyasi, sosyolojik ve zihinsel bir çözülüştür. Yüzyıllar boyunca farklı etnik, mezhepsel ve kültürel unsurları tek bir siyasi çatı altında yaşatabilmiş bir düzen, Birinci Dünya Savaşı’yla birlikte sistemli biçimde hedef alınmıştır. İngiltere ve Fransa başta olmak üzere sömürgeci güçler yalnızca cephelerde savaşmamış; istihbarat, propaganda, yerel aşiretleri kışkırtma, ayrılıkçı damarları besleme ve vaatler üzerinden sadakat satın alma yöntemlerini eş zamanlı olarak işletmişlerdir. Bu sürecin sahadaki en kritik figürlerinden biri Mekke Emiri Şerif Hüseyin’dir. Şerif Hüseyin isyanı, çoğu anlatıda “Arapların özgürlük mücadelesi” olarak sunulsa da tarihî belgeler bu anlatıyı büyük ölçüde boşa çıkarmaktadır. İngiliz arşivleri, Lawrence’ın raporları ve dönemin diplomatik yazışmaları açıkça göstermektedir
1000Kitap
"Rahmetim gazabımı geçti." -hadis-i kutsi