Sykes–Picot’tan Bugüne: Harita Üzerinden Yönetilen Bir Coğrafya
Orta Doğu, yaklaşık bir asırdır savaşlarla, darbelerle, işgallerle, istikrarsızlıklarla ve bitmeyen krizlerle anılan bir coğrafyaya dönüştü. Bugün Gazze’de bombaların altındaki çocuklar, Şam’ın yıkılmış sokakları, Bağdat’ın tutmayan barışı, Sana’da açlığa mahkûm milyonlar ve Beyrut’ta tükenmeyen siyasi kriz; aslında aynı tarihsel zincirin birbirine eklenen halkalarıdır. Bu zincirin başlangıç noktası ise çoğu zaman bilinçli biçimde görmezden gelinir: Osmanlı’nın son döneminde yürütülen büyük planlar, yerel aktörler üzerinden kurulan çıkar ortaklıkları ve nihayetinde 1916’da imzalanan Sykes–Picot Anlaşması.
Bugün Orta Doğu’da yaşanan hiçbir krizi, bu tarihsel kırılmayı doğru okumadan anlamak mümkün değildir. Çünkü burada yalnızca devletler yıkılmadı; bir siyasal bilinç, bir medeniyet düzeni ve bir ümmet tasavvuru da parçalandı.
Osmanlı Devleti’nin çöküşü yalnızca askerî bir yenilgi değildir. Bu, aynı zamanda siyasi, sosyolojik ve zihinsel bir çözülüştür. Yüzyıllar boyunca farklı etnik, mezhepsel ve kültürel unsurları tek bir siyasi çatı altında yaşatabilmiş bir düzen, Birinci Dünya Savaşı’yla birlikte sistemli biçimde hedef alınmıştır. İngiltere ve Fransa başta olmak üzere sömürgeci güçler yalnızca cephelerde savaşmamış; istihbarat, propaganda, yerel aşiretleri kışkırtma, ayrılıkçı damarları besleme ve vaatler üzerinden sadakat satın alma yöntemlerini eş zamanlı olarak işletmişlerdir.
Bu sürecin sahadaki en kritik figürlerinden biri Mekke Emiri Şerif Hüseyin’dir.
Şerif Hüseyin isyanı, çoğu anlatıda “Arapların özgürlük mücadelesi” olarak sunulsa da tarihî belgeler bu anlatıyı büyük ölçüde boşa çıkarmaktadır. İngiliz arşivleri, Lawrence’ın raporları ve dönemin diplomatik yazışmaları açıkça göstermektedir