Bir tabak dar bir kaba sığamazksen sen illa sığdırmak için kırıp, parçalara bölüp koymayı tercih edersin oysa daha geniş bir kabı tercih etmezsin çünkü sana acı veren her şeye aşıksın.
Duygu ve Düşünce
Lucky Doberman
İnsanları, özellikle kaderin sillesini yemiş olanları, aşağıdakileri, kaybedenleri iyi tanıyor. Mistik olmayan, bir bakıma o "insan iyiliğini" cisimleştiren bir gerçeküstü fanteziye dayanıyor çoğunlukla romanlarının kurgusu. Lucky, Sezgin Kaymaz romanının bütün bu hasletlerinin hakkını veriyor. Yine çok iyi işlenmiş insan manzaraları sunuyor. Pek de "muteber" sayılmayan insanların iç dünyasını ve ilişkilerini gerçekçi ve eğlenceli bir muhabbetle aktarıyor. Yardımcı rollerde: Cinayet kariyerli bir özel şoför, kaknem kayınvalide, sinek kadar mide bulandırıcı bir kayınço... Ama başrolde bambaşka "birisi" var: Bir köpek! Simsiyah bir doberman. Kayış gibi siyah, insan canlısı, müdanaasız, küstah ama tanıyanın yüreğine sokmak isteyecek kadar sevdiği kocaman bir doberman. Bir kız-köpek, bir şıllık. Lucky, konuşuyor, eyliyor, insanları buluşturuyor, onların gözünü açıyor, kaderlerini değiştiriyor. Sezgin Kaymaz'ın bu romanındaki gerçeküstü öğe, insanüstü (pardon, köpeküstü!) melekeler taşıyan bu köpek. Romanın öncekilerden bir farkı ise, gerçeküstü-fantastik öğenin (haydi Sezgin Kaymaz tiplerinden biri gibi konuşalım:) "tabak gibi" aşikâr değil, belirsizleşmiş, hayal-meval, hatta "normal karşılanabilir" tarzda olması. Sezgin Kaymaz Lucky
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Bir tabak salçalı makarnanın verdiği mutluluğu veremeyen insanları hayatınızda tutmayın 😏
“Hayatın küçük lüksleri…🌸🍰 Bir demet çiçek, bir tabak tatlı ve bolca mutluluk.”
Hayata Dair
Bismillah...❤️ ​Çoğuz ve Varız: Yeniden Yakınlaşmanın Vakti ​Kalabalıklar içinde kaybolduğumuzu sandığımız anlarda bile, aslında birbirimize görünmez iplerle bağlıyız. “Çoğuz ama yokuz” sözü bir sitem gibi dursa da özünde büyük bir umut taşır. Çünkü yokluğu hissedebiliyorsak varlığı da özlüyoruz demektir. ​Uzaklaştığımızı Sandığımız Yer: Geri Dönüşün Başlangıcı ​Komşuluk, dostluk, insanlık... Bunlar tamamen silinip gitmedi; sadece telefon ekranlarının, günlük koşturmacaların ve yorgunlukların arkasına saklandı. ​Apartman girişinde denk geldiğinde selamını esirgemeyen o teyze hâlâ orada. Markette poşetini taşımaya yardım eden genç, hâlâ içimizden biri. Biz sadece unuttuğumuzu sanıyoruz. ​Küçük Temaslar, Büyük Köprüler ​Yeniden “var” olmanın formülü büyük devrimlerde saklı değil. Her şey küçük adımlarla başlar: ​Bir selam: Asansörde göz göze geldiğinde başını eğmek yerine içten bir “günaydın” demek. ​Bir hatır: Yan komşunun kapısını çalıp bir tabak sıcak yemek uzatmak; hiçbir bahaneye sığınmadan. ​Bir dinleyiş: Çay ocağında, otobüste, yolda, kafede ya da iş yerinde karşındakini gerçekten duymak için telefonu sadece iki dakikalığına cebine koymak. ​İstanbul’un kalabalığı bugün de aynı. Değişen biz değiliz; sadece birbirimizin hayatına dokunmayı erteliyoruz. Ve ertelediğimiz her şey, her an yeniden büyük bir aşkla, Allah aşkıyla başlayabilir. ​Çünkü İnsan, İnsana Şifadır ​Birbirimizden uzaklaştıkça eksildiğimizi sanıyoruz. Oysa eksilen özümüz değil, sadece aradaki mesafeler. İlk adımı atan, kendi varlığını görünür kılar. Sonra ikinci, ardından üçüncü adım gelir. Bir de bakmışız ki “çoğuz ve buradayız” demeye başlamışız. ​Ve sonra bir bakmışsın, gerçekten “biz” olmuşuz. Kün feyekün sırrı tecelli etmiş... “Ol,” der ve duaların kabul olur. ​Kalabalıklar,
1000Kitap
aşk kalbimi yakan bir volkan gibidir, en sevdiğim tatlı kazandibidir. leyla sev beni sokma müşküle, beraber kaşık atalım bir tabak keşküle.
Şiyir :d