Günaydın:)
"Tek gayem varoluşuma kendi imzamı atmak... Sonra da bu garip dünyadan, dev bir tavuk kostümü içinde, flamingo dansı yaparak, elinde dev bir muz ve bir kutu patates cipsiyle, uzay kedileriyle birlikte göçüp gitmek. Yanımda konuşan bir kaktüs olacak, sürekli bana 'Sen aslında bir sandviçsin, farkında mısın?' diyecek. Giderken evrenin kapısında 'Burada bekleyen yok, hadi geç!' yazan neon ışıklı bir tabela asacağım. Hayat kısa, ben de hızlıca imza atıp, 'Dünya, sen bir çılgın lunaparksın, ben de biletimi aldım, hadi uçuyorum!' deyip, gökkuşağından kayarak başka bir boyuta ışınlanacağım. Orada da tavşanlarla tavla oynayıp, 'Asıl anlam burada saklıymış, ama kimse söylememiş!' diye bağıracağım. Çünkü neden olmasın, hayat zaten bir absürt tiyatro!"
Hayata Dair
Tabelâ mı asmalı artık kalplere; "Dikkat edin kırılır" diye...
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Kayıp Silüetler Müzesi Zihnin en puslu, geçmişe dönük o ince sızının kalbi yokladığı anlarda, görünmez bir sokağın köşesinde sessizce beliren bir bina vardır. Ne bir haritada yeri bulunur ne de kapısında bir tabela asılıdır. Sadece "Başka bir yol seçseydim, bugün kim olurdum?" sorusunun ağırlığını taşıyanların görebildiği bu yer, Kayıp Silüetler Müzesi'dir. Müzenin ağır, oymalı ahşap kapılarından içeri adım attığınızda sizi soğuk mermer zeminler ve loş bir aydınlatma karşılar. Bu müzenin devasa duvarlarında asılı duran çerçevelerin içinde yağlı boya tablolar ya da eski fotoğraflar yoktur. Her bir çerçeve, yaşanmamış hayatlarınızın, saptığınız o yol ayrımlarında geride bıraktığınız "diğer sizlerin" nefes aldığı canlı birer penceredir. Canlı Tuvallerin Sergisi Sessiz koridorda yankılanan kendi ayak sesleriniz eşliğinde yürürken, çerçevelerin içindeki o kusursuz gibi görünen ihtimalleri izlemeye başlarsınız: •Güvenli Liman Tablosu: Bir çerçevenin içinde, o büyük riski almaktan korkup en tanıdık, en güvenli yolda kalmayı seçmiş haliniz durur. Hayatı son derece sakin, fırtınasız ve düzenlidir. Yüzünde hiçbir yorgunluk izi yoktur ama gözlerinin ardında, keşfedilmemiş okyanuslara duyulan o derin, isimsiz açlık gizlidir. •Söylenmemiş Kelimeler Tablosu: Başka bir tuvalde, gururunuzu ya da korkularınızı yenip o kritik anda tam da kalbinizden geçenleri haykırdığınız versiyonunuz yaşar. O anın getirdiği yıkım ve yeniden inşanın coşkusuyla çok daha farklı yerlere savrulmuştur. Canlıdır, atılgandır ama bugünkü dingin, kendi içinde susarak bulduğu o ağırbaşlı huzurdan tamamen yoksundur. •Vazgeçilen Düşler Tablosu: Daha ilerideki bir çerçevede, rasyonel dünyayı elinin tersiyle itip sadece çocukluk hayalinin peşinden, sonu belirsiz bir maceraya atılan haliniz
Hayata Dair
Yaş aldıkça, belki de yas alıyoruz yaşamaya…
Yaş alıyoruz; sayılar artıyor, bakışlar ağırlaşıyor, sevdiğimiz renk başkalaşıyor ama, hisler değişmiyor. Bir parfümün ya da bir kahvenin kokusu, bir mekan, bir tabela; yıllar sonra bile içindeki o aynı burukluğu kapıda karşılayabiliyor. Yaş aldıkça, belki de yas alıyoruz yaşamaya…
Duygu ve Düşünce
İnsan En Çok Kendi İçinde Yolunu Kaybediyor..
Bazı insanlar denizi sever. Bazıları yağmuru. Bazıları geceyi. Onunsa en sevdiği şey, kalabalığın içinde kimsenin fark etmediği anları izlemekti. Çünkü hayatın gerçek yüzü büyük olaylarda değil, küçücük detaylarda saklıydı ona göre. Bir kafede çayı soğurken dalıp giden adamda… Metroda camdan dışarı bakıp düşüncelere kaybolan kızda… Sokak ortasında bir anda durup gökyüzüne bakan çocukta… İnsanların içinde görünmeyen hayatlar vardı. Ve o, yıllardır buna takılı kalıyordu. Bir gün şehrin en kalabalık caddesinde yürürken aniden herkesin yüzüne bakmaya başladı. Yüzlerce insan geçiyordu önünden. Kimisi telefonda konuşuyor, kimisi yetişmeye çalışıyor, kimisi kahkaha atıyordu. Ama garip olan şuydu: Kimse gerçekten burada değil gibiydi. Herkes başka bir düşüncenin içinde yürüyordu sanki. Bir kadın poşetlerini taşırken muhtemelen eve gidince ne pişireceğini düşünüyordu. Bir adam sürekli saatine bakıyordu çünkü yetişemediği bir hayat vardı belki. Bir çocuk annesinin elini tutmuştu ama gözleri oyuncakçıdaydı. Bir yaşlı adam aynı bankta tek başına oturuyordu ve kimse onun kaç saattir orada olduğunu fark etmiyordu. İşte tam o an içinde tuhaf bir his oluştu. Sanki dünya görünmez insanların yaşadığı dev bir şehir gibiydi.
Duygular
kucukken yola ciktigimizda baba nerdeyiz derdim ve etrafta tabela olmasa da babam mutlaka bilirdi, guzeldi bu. simdi etrafa bakiyorum, baba diyorum kayboldum, beni duymamayi tercih ediyor