Tabiat Risalesi | #kadrajımdan
Evet, herkes kâinatı kendi âyinesiyle görür. Cenâb-ı Hak, insanı kâinat için bir mikyas, bir mizan suretinde yaratmıştır. Her insan için, bu âlemden hususî bir âlem vermiş; o âlemin rengini, o insanın itikad-ı kalbîsine göre gösteriyor. |Bediüzzaman Said Nursî
Din
"FEZVİ ÇAKMAK" MI, "RÜMEYSA EKER" Mİ?
02 Haziran 2026 tarihli "Bediüzzaman Tabiat Risalesi'nde hangi üç kişiye işaret ediyor?" yazıma ilgi yoğun oldu. (...) Ben sadece nakledici oldum. Yalnız "Ankara" bağlamını kattım. (Tabiat Risalesi'nin başında geçen ihtar.) Öyle yapınca taşlar yerine daha bir oturuyor gibi geldi. Ve elbette okurlarım da "Sağır, kör, düşüncesiz sembollerinin işaret ettiği kişiler kimler olabilir?" merakıyla bazı tahminlerde bulundular. O tahminlerin hepsi hakkında ağzımı açamıyorum. Zira 5816 gadrine uğramak istemiyorum. Bu yasa öyle bir giyotin ki, körün körlüğünü yalnızca "fizikî durum ifadesi olarak" zikretseniz bile, hakaret sayarak cezai işlem başlatabilirler. (En azından mahkemenin tozunu şöyle bir yutarsınız yani.) Bu vesileyle Cenab-ı Mevla'dan bu gadrin de son bulmasını dilerim. Âmin. Ha, bunu derken, AK Parti'den büyük beklentilerim yok artık. (Küçüğü de yok.) O iş başkalarıyla olacak gibime geliyor. Ne diyelim? Rabb-i Rahîmimiz rüştümüzü de ilham eylesin. Âmin. Gelelim bu yazıdaki meselemize. Aslında aynı hakikat toprağını kazmaya devam edeceğiz. Çünkü o yazıyı yazdıktan sonra Risale-i Nur külliyatında benzer terkiplerin çoklukla bulunduğunu keşfettim. Hepsi aynı şekilde gelmiyor. Bazen sıralama değişiyor. Bazen de "üçüncünün" tanımlanışı başkalaşıyor. **Meselâ: Bir yerde "kör, sağır, dilsiz" deniyor. Bir yerde "kör, sağır, şuursuz" söyleniyor. Başka bir yerde "kör, sağır, düşüncesiz" anılıyor. Buna mümasil başka anılış şekilleri de var. Eğer okurlarımın çoklukla ifade ettikleri şekilde üçüncü kişi "Fevzi Çakmak" ise, gördüğünüz gibi yazar yine 5816'nın gadrinden korktu, o zaman bu ifadelerin "onun öne çıkan yönlerine" vurgu yaptığı söylenebilir. Evet. Hakikaten de yakın tarihe dâir mâlûmâtı olanlar bilirler ki: Fevzi Çakmak, gayet dindar bilinmesine rağmen,
Güncel
Reklam
Risale-i Nur, her ateşi ve her yangını söndürür.
Risale-i Nur, her ateşi ve her yangını söndürür. İnsanlardaki israf ateşini, "İktisad Risalesi"nin nuru ile; ve ateşler ve alevler içinde kıvranan zavallı hastaların hastalık ateşini, "Hastalar Risalesi"nin nurlarından akan, "Yirmibeş Devalı" çeşmesinden fışkıran âb-ı hayat ve şifa suyu ile; kalbi ve kafayı ve bütün a'zâ ve a'sabı saran ve sarsan vehim ve hayal, vesvese ve tasa, korku ve merak yangınının dehşetli ateşini "Vesvese Risalesi"nin nuru ve feyzi ile; riya ve sum'a, kibir ve gurur hastalıklarının hummalı ateşini "İhlas Risalesi"nin imdad ve inayetiyle; benlik ve varlık ve zorbalık ve küstahlık kal'asının hedmi ise, "Ene" adlı "Otuzuncu Söz" ve "Altıncı Söz"ün irşadı ile kabil olur. Tabiatın madde ve zerreler çukurundan çıkamayan kör ve sersem ve serseri kimseleri de ancak, Risale-i Nur'un "Tabiat", "Zerre ve Maddeler" adlı risalelerinin güçlü ve kuvvetli, uzun ve mevzun, nurlu ve şuurlu elleri çıkarabilir. İhtiyarların ölüm korkusunun ateşini, evham ve acılarını gidermeye ise, bu namdaki risalenin teselli ve imdadı, macun ve tiryakı, feyiz ve nuru kâfi geldiği gibi; berzah ve berzahın elemnâk ve sûznâk ateş ve azabına karşı da, "İ'caz-ı Kur'an" ve "Mu'cizat-ı Ahmediye" ve "İman-ı Âhiret" adlı âb-ı hayat dolu risaleler birer havz-ı kebirdirler. Yeryüzündeki bütün şirkin ateşini "Âyetü'l-Kübra = Asâ-yı Musa" adlı mübarek eserin nur-u azîmi, söndürmeye kâfi geldiği gibi, bu gün dünya ufuklarını saran ve şimdi de "İslâm Dünyası"nı tehdide başlayan o kara dumanlı kızıl aleve karşı, bu Nur'un şişip kabarmakta olduğunu görüyor ve o müthiş kızılların fitnesini ve yangınını söndüreceğine candan inanıyoruz. Ayet-ül Kübra - 212 Ayet-ül Kübra Bediüzzaman Said Nursî
*İbadeti terkeden, hem kendi nefsine zulmeder; -nefsi ise, Cenab-ı Hakk'ın abdi ve memluküdür- hem kâinatın hukuk-u kemalâtına karşı bir tecavüz, bir zulümdür.* *Evet nasılki küfür, mevcudata karşı bir tahkirdir; terk-i ibadet dahi, kâinatın kemalâtını bir inkârdır.* *Hem hikmet-i İlahiyeye karşı bir tecavüz olduğundan, dehşetli tehdide, şiddetli cezaya müstehak olur.* ```(Tabiat Risalesi 38.sh - Risale-i Nur)```
"ATATÜRK'E DUA ETMEKTE NE KÖTÜLÜK VAR Kİ?!.
"Süfyan (...), aklıyla çok âlimlerin akıllarını teshir eder, etrafında fetvacı yapar." (5. Şua'dan.) Oy, oy, oy... Damağımızı hayretle şaklatmayı nicedir unuttuk. Bir "neme lâzım" kayıtsızlığıyla izler olduk her şeyi. Domates-biber, herkese gider. Eh, işte, zaman "âhir zaman" olduğundan artık hiçbir şeye şaşırmıyoruz muhterem kârîlerim. Neden şaşıralım ki? Gidişatımız kıyamete değil mi? Yâni, Âdemoğlu, yaptığı kötülüklerle evrenin "vazifesinin bitmesine" fetva verdirmeyecek mi? Evet. Âhirzaman hakkında tam da böyle buyruluyor. Önce âlimlerin sonra Mü'minlerin hayattan çekileceği söyleniyor. İstikâmetin yolları giderek kesilecek hani. Cetveller bile eğrilecek. Düzeltmesi gerekenler bozacak. Yapması gerekenler yıkacak. Devir şeytaniyetin devri olacak. Deccaliyetin devri olacak. Süfyaniyetin devri olacak. O sebeple "şaşırmağa şaşırmak" ama "şaşırdığına şaşırmamak" lâzım. Nitekim, "Kemalizm'i bitirecekler" diye ümit beslediklerimiz, biraz başta durduktan sonra, tam aksi amellerle bizi tokatlıyorlar. Hayâllerimizi inkisara uğratıyorlar. Cephelerimizi düşürüyorlar. "Sen ancak rüyanda görürsün onu!" diyorlar. Fakat günâh onların değil yalnız. Bu kadar hayâlci olmakla biz de günahkârız. Gözümün nuru Bediüzzaman'a sormuşlar: "Neden İngilizden nefret ediyorsun? Musalahasını istemiyorsun?" Kendisi bu mühim suâle şöyle cevap veriyor: **"Sebep bir değil, bindir. Bana en ziyâde şedid görünen, mânen ahlâkımıza vurduğu darbedir. Çekirdek halinde olan secâya-yı seyyieyi içimizde inkişâf ettirdi. Hayatın yarası iltiyâm bulur; izzet-i İslâmiye, nâmûs-u millînin yarası pek derindir. Edirne Camiinde, bir İslâm hocasının lisânıyla, Venizelos gibi şeytan zâlime dua ettirdi. Merkez-i Hilâfette, Müslümanlar lisânıyla hizbüşşeytan olan İngiliz, Yunan askerlerini
Laiklik ve Din
Tabiat Risalesi
Ey gök ne kadar gürültün varsa içimize boşalt çünkü Belki ancak ihtimal ki sen dindirirsin Bir kurşunun ete saplanması gibi Yüreğimize saplanan bu acıyı. Adil Erdem Bayazıt
Şiir
Reklam
Reklam