Peter Thiel, Silikon Vadisi'nin en sıra dışı, ideolojik ve tartışmalı figürlerinden biri. PayPal'ın kurucu ortaklarından (meşhur "PayPal Mafyası"nın lideri) ve Facebook'un ilk dış yatırımcısı. Muhafazakâr, liberteryen ve transhümanist fikirleriyle bilinen Thiel, verinin ve teknolojinin devletlerin istihbarat mekanizmalarıyla entegre edilmesini savunan bir vizyona sahip. Palantir'i kurarken de CIA'in yatırım kolu olan In-Q-Tel'den fon alarak yola çıktı. Palantir'in iki ana yazılımı var: Palantir Gotham (savunma ve istihbarat için) ve Palantir Foundry (kurumsal şirketler için). Gotham; ABD (CIA, FBI, Pentagon), Birleşik Krallık ve birçok Avrupa ülkesinin istihbarat servisleri tarafından terörle mücadele, gözetim ve veri madenciliği için aktif olarak kullanılıyor. İsrail ile olan ilişkisi de bir sır değil. Palantir, İsrail Savunma Bakanlığı ile savaş zamanı operasyonlarını desteklemek üzere teknoloji sağlama konusunda resmi olarak ortaklık kurdu. Şirketin CEO'su Alex Karp, bu tür jeopolitik krizlerde batı ittifakının ve müttefiklerinin yanında durduklarını açıkça ve gururla ifade eden bir yönetici. Tolkien'in dünyasında Palantirler, uzakları ve geleceği görmek, bilgi paylaşmak için üretilmiş kusursuz araçlardı. Ancak sorun şuydu: Taşlardan biri Karanlık Lord Sauron'un eline (Barad-dûr kulesine) geçtiğinde, diğer taşları kullananları (örneğin Denethor veya Saruman) manipüle etmeye, onlara sadece görmelerini istediği şeyi göstererek akıllarını bulandırmaya ve onları deliliğe/itaate sürüklemeye başladı. Gerçek dünyadaki Palantir de tam olarak bunu yapıyor: Devasa miktarda yapılandırılmamış veriyi (sinyal istihbaratı, finansal kayıtlar, sosyal medya hareketleri, plaka tanıma sistemleri) bir araya getirip, insan gözünün göremeyeceği korelasyonlar üretiyor. Yani "her şeyi
Felsefe
İnsan Boş Bir Levha mı Doğar? | Tabula Rasa
İnsan Boş Bir Levha mı Doğar? | Tabula Rasa ve İnsan Doğasının Sırrı// A... youtu.be/llYG75bUOfM?si=... @YouTube aracılığıyla
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Tabula Rasa
Sürekli bir milat bekliyorum. Bir şey olacak ve o andan sonra her şey sihirli bir şekilde değişecek. O okulu kazanınca mesela, atanınca ne bileyim o insanla tanışınca… Bir şey benim hayatımın miladı olacak umudunu taşıyorum. Bir milat arıyorum kendime, gördüğüm her şeye bunu yakıştırıyorum. Evet o hedef, asıl miladım işte o! Ona ulaşınca artık her şey kökünden değişecek. Sancılarımın kökü kesilecek. Bir 26 yıl aradım o miladı ve ufka her ulaştığımda başka bir ufuk gözlerimin önünde… Bir yere varmak demek; bir şeyden uzaklaşmak, başka bir şeye ise yakınlaşmak demekmiş. Kesin ve net doğruların olmadığı bu evrende, kendimize grilerden griler beğeniyormuşuz meğer. Milat gelmeyecek, bir gün olacak olan o şey hayatımızı siyah ve beyaz diye ikiye ayırmayacak belli ki. “Milat” umudu temsil ediyor olabilir. Fakat neden ille de bir milada ihtiyacımız var ki? Olduğu gibi bir hayat, hedefler, teğet geçen insanlar, beraber yaşadığımız birileri ve ebedi miladımız olacak olan ahşap tabut… Bu cümleleri yazarken Tame Impala’nın, Let It Happen şarkısındaki şu kısım zihnimde çalıyor; Baby, now I’m ready, moving on (Bebeğim, ilerlemek için hazırım) Oh, but maybe I was ready all along (Ama belki de hep hazırdım) I’m ready for the moment and the sound (Hazırım ses ve an için) Yani belki de hep hazırdım…
Edebiyat
John Locke.
Tüm erdem ve değerin büyük ilkesi ve temeli, insanın kendi arzularını frenleyebilmesinde, heveslerini bir yana atabilmesinde ve hırsları başka yola işaret etmesine rağmen, en iyiye ulaşmak için sadece aklın yolunu izlemesinde yatar..
Locke'un tabula rasa görüşü, eğitim ve psikoloji alanında önemli etkiler yaratmış ve bireylerin yetiştirilme biçiminin, onların zihinsel gelişiminde ne denli belirleyici olduğunu vurgulamıştır. Locke, insan zihninin doğuştan herhangi bir bilgiye sahip olmadığını, aksine tüm bilginin yaşam boyunca biriktirilen duyusal deneyimlerle şekillendiğini öne sürmüştür.
Locke'a göre, tüm bilgi duyusal algılar ve bu algılar üzerine inşa edilen deneyimlerle elde edilir. Bu yaklaşım, insan zihninin başlangıçta tamamen boş olduğunu ve bilgi birikiminin yalnızca deneyimlerle mümkün olduğunu savunur.