Puan vermedi·168 syf.·
2026 190. kitabı
Sanatsal yaratının sözcükler, cümleler, renkler, sesler, söylemler, biçimler ve yapılar aracılığıyla bir anlam kurma eylemi olduğuna; eleştiri ve felsefenin bir anlam araştırması olduğuna inanan bir yazar başka türlü davranamazdı zaten.” Türk edebiyatında hem kendi yapıtlarıyla hem de genel anlamda şiir ve şairler üzerine yazdıklarıyla kanonlaşmış bir kalem olan Özdemir İnce ismini boş levha anlamına gelen Latince deyişten alan Tabula Rasa’da şu soruları irdeliyor: Şiir nasıl kurulur? Gelenekten sadece ona saygı duyarak mı yararlanılır? Yüzey Yapı, Derin Yapı, Derin Tasarım, İzlek ne demektir? Şiirde sözcük ve anlam neye denk düşer? Türk şiirinin sorunları nelerdir? İnce aynı zamanda Metin Eloğlu, Turgut Uyar, Edip Cansever, Cemal Süreya ve yapıtın bu yeni baskısında İlhan Berk’i de dahil ederek şiirimizin devleri üzerine düşüncelerini de aktarıyor. Özdemir İnce ’den Tabula Rasa edebiyata, dil üzerine kafa yoran eleştirmen ve şair dahil tüm okurlar için tam anlamıyla bir kaynak yapıt, Türk yazınında âdeta bir deniz feneri.
Deneme, İnceleme, Edebiyat
Tabula RasaÖzdemir İnce · Sia Kitap · 202516 okunma
Puan vermedi·160 syf.··
2026 4. kitabı
·
21 günde okudu
·
Okunma: 12 Şubat 2026 18:58
John Locke’un tabula rasa felsefesinin aksine, insan zihni bütünüyle boş bir levha değildir. Tıpkı fiziki olarak genetik bir mirasla doğduğumuz gibi Jung’a göre psişik (ruhsal) bir miras da taşırız. Bu nedenle de zihin tamamen boş değil, deneyimleri belirli kalıplara göre algılamaya yatkın doğar. Arketipler için kabaca, kolektif bilinçdışında yer alan ve doğuştan gelen psişik mirasın evrensel kalıplarıdırlar diyebiliriz. Yani, insanlık tarihi boyunca tekrar eden temel yaşantılar, bu kalıpların oluşmasına zemin hazırlamıştır. Ve bunlar birer metafiziki kalıntılar değil, tarihsel ve evrimsel-psikolojik -ayrıca kolektif- yapısal biçim ilkeleridir. Yani kısaca Jung, psişeyi ana üç katmanda ele alıyor ve arketipleri de bu katmanlardan biri olan kolektif bilinçdışının yapısal öğeleri olarak görüyor. Bu Üç Katman: 1- Bilinç: Farkında olduğumuz düşünce ve duygular (görünen kısım). 2- Kişisel Bilinçdışı: Unutulanlar, bastırılanlar, kişisel deneyimler. 3- Kolektif Bilinçdışı: Bireysel değil, tüm insanlarda ortak olan doğuştan gelen psişik miras. Daha anlaşılır kılmak adına örnek vermek gerekirse, bilinç düzeyinde canlanan bir ifade: “şu anda burada bulunmaktan hoşlanmıyorum” olabilecekken; kişisel bilinçdışında, bu hoşnutsuzluğun nedeni geçmişte yaşanmış ve hatırlanmayan bir aşağılanma deneyimi olabilir. Kolektif bilinçdışı düzeyinde ise bu aşağılanmanın bir baba figürü tarafından yapılması ve “baba figürü”nün aslında evrensel bir otoriteyi temsil etmesi gibi arketipsel bir kalıp devrede olabilir. Yani kişisel yaşantı, evrensel bir kalıp üzerinden anlam kazanabilir. Jung'ın ruhsal modelinde çokça arketip bulunsa da son olarak, merkezdeki dört arketipe değinerek satırlarımı sonlandırmak istiyorum. 1-) Persona: Topluma sunduğumuz sosyal maske. 2-) Gölge: Kabul etmek
Jung ve Arketip KavramıCarl Gustav Jung · Mavi'nin Not Defteri Yayınları · 20183 okunma
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Puan vermedi·168 syf.··
2026 8. kitabı
Rollo May ... Amerikalı bir psikolog. Aynı zamanda varoluşçu. Ve tabi ki de hümanist. Tuhaftır ki bu varoluşçuların çoğu sanki aynı zamanda hümanist . Adam bu özelliklerden yola çıkarak kendince bir hayat felsefesi ortaya çıkarmıştır. Bu hayat felsefesinde Freud ve Otto Rank gibi isimlerden de baya etkilenmiştir. Şimdi dilimize de çevrilmiş olan Yaratma Cesareti adlı eserine bir dokunalım. May bu eserinde yaratıcılığı işlemiştir . Pek tabi bu yaratıcılık kavramını varoluşçuluk paradigmasıyla iyice harmanlamıştır. May'a göre yaratıcılık sadece sanatla edebiyatla kıyaslanamaz. Ina göre yaratıcılık hayatın her alanındaki olumlu faaliyetlerdir diyebiliriz. Bu uğurda en büyük yaratıcılık kişinin benliğini bilinçli şekilde inşa etmesidir. Kişi ilk elden kendini yaratmalı ve hayatı bu yönde sürekli idame etmelidir . Bu eserde cesaret kavramını sıkça kullanmıştır. Ya zaten kişi cesaretsiz ise yaratımda da bulunamaz ve konfor alanı içinde sıkışıp kalır. Kısaca bilinçsiz bir metabolizma gibi yaşamaya başlar . Ona göre cesaret kişiyi fiiliyata sürüklemeli. Demin de dile getirdiğimiz gibi konfor alanı yaratıcılığı köreltir . Konfor alanından çıkmak ise kaygıya neden olur . Malum beynimiz yeni şeyleri genel olarak şüpheli ya da düşman olarak algılar . O yüzden May tüm bu kaygılara rağmen cesaret gösterilmesi gerektiğini savunur . Ancak bu şekilde konfor alanından uzaklaşma olacağını dile getirir ve akabinde yaratma meydana gelir der. Genel olarak böyle dile getirmesine rağmen varoluşçu perspektiften yaklaştığı için bazen kaygının olumlu şeylere neden olduğunu da dile getirir . Buradaki esas orijin kişinin kaygıya nasıl yaklaştığıdır. Kişi eğer kaygıya sıçrama tahtası şeklinde yaklaşacak olursa bu kaygı yaratmaya da neden olur. Ama kaygı konfor alanını besliyorsa o
Yaratma CesaretiRollo May · Metis Yayınları · 20223,199 okunma
Puan vermedi·136 syf.··
2026 6. kitabı
Günümüz dünyasının belki de en etkili yazar/düşünürlerinden biri şüphesiz Chomsky'dir. Chomsky dil bilim alanında yaptığı çalışmalarına ek olarak geniş yelpazede bir özgürlükçü ve politik bir düşünürdür. Ele aldığı politik incelemelerde gerçekten de taktire şayan bir cesaret göstermiştir diye düşünüyorum. Bilgi ve özgürlük sınırları adlı bu eserinde de çizgisini korumuştur. Metin felsefi, politik, dil bilim ve bilgi kavramının oluşumunu muhteva eder. İlk bölüm açıkçası pek anlaşılacak bir bölüm değil. Uzmanlık isteyen bir metin olmuş. Dolayısıyla okumakta zorluk çekilebilir. Fakat sonraki sayfalar genel okuyucu kitlesi için anlaşılır düzeydedir . Chomsky bu eserinde bilgiyi ele alır . Bilginin kaynağı nasıl oluştuğu konusuna değişmiştir. İnsan zihninin yapısı üzerine de pasajlar içeren eser zihinden kaynaklı özgürlük sorunlarını ve özgürlük kavramını da içermektedir. İnsan doğasını rasyonalist yani akılcı bir zemin yerine daha çok bilişsel ve felsefi zemine çekmiştir. Pek tabi bunu yaparken de dilbilimden oldukça yararlanmıştır . Chomsky'e göre insanın düşüncesi ya da bilgisi tamamen deneyime dayanmaz. İnsan dünyaya belli bilgiler ya da edimleri bilerek dünyaya gelir . Dil kavramı da bu şekilde ele alınmıştır. Kısacası bir insana dili ya da dilbilimi öğretemezseniz bile insan dünyaya belli bir dil birikimi ile gelir. Tabula rasa kavramına karşı çıkar. İnsan doğuştan belli başlı bilgilere sahiptir der . Refleksler bunun en nihai kanıtı olsa gerek sanırım. Belli kavramları şekillendirme anlayışı vardır yazarda. Mesela özgürlük kavramı ona göre insanın istediğini yapabilme yetisi değildir . Aksine belli kurallara tabi olmaktır. Yani bir insan başkalarını rahatsız etmeden istediğini yapabiliyorsa bu durum onun özgürlüğünü ortaya çıkarır . Dil ise özgürlüğü
Bilgi ve Özgürlük SorunlarıNoam Chomsky · Bgst Yayınları · 201332 okunma
Puan vermedi·80 syf.··
2026 3. kitabı
BEYAZ GECELER (Roman) FYODOR MİHAYLOVİÇ DOSTOYEVSKİ 1821–1881 yılları arasında yaşamış, Rus edebiyatının ve dünya edebiyatının en önemli yazarlarından biri olan Fyodor Mihayloviç Dostoyevski’nin düşünce ve duygu dünyasının yansımalarını incelemeye, onun 27 yaşındayken kaleme aldığı Beyaz Geceler romanıyla devam ediyoruz. Romanın kurgusu oldukça basittir. Anlatıcı kahraman, Petersburg’da yaşayan genç bir erkek kiracıdır. Yaşamdan kopuk, kendine güveni düşük, kadınlarla iletişim kurmakta son derece acemi ve tedirgin; iyi niyetli, saf ve isimsiz bir erkektir. Bu yönleriyle anlatıcı, yer yer Dostoyevski’nin kendisini de çağrıştırır. Nastenka ise kör babaannesiyle yaşayan, hayatta kimsesi olmayan; hayata karışmaya çalışan fakat imkânları kısıtlı olan, saf, duru, iyi niyetli ve temiz ruhlu bir genç kızdır. Sevmeye ve sevilmeye açıktır. Nastenka, evlerinin üst katında kiracı olarak kalan bir adama duygularını açar ve onunla hayatını birleştirmek ister. Adam da iyi niyetli, yoksul bir tiyatrocudur. Bu teklifi kabul eder; ancak bir yıl beklemek şartıyla. Roman, güneşin tam batmadığı ve gecelerin beyaz renkte yaşandığı bir yaz mevsiminde geçer. Anlatıcı, tatil döneminde şehirde kalmış, sıkıntıdan Petersburg sokaklarında dolaşmaktadır. Bir akşam, bir köprünün yanında ağlayan Nastenka’yı görür; çünkü beklediği adam geri dönmemiştir. Ona sataşan kişileri uzaklaştırarak Nastenka’yı korur ve bu vesileyle aralarında bir diyalog başlar. Kısa sürede kanları ısınır; tanışırlar ve tekrar görüşmek üzere sözleşirler. İzleyen buluşmalarda birbirlerini daha yakından tanırlar. Anlatıcı, Nastenka’ya âşık olur; ancak onun beklediği adama kavuşabilmesi için elinden geleni yapar. Bu noktada kendi duygularıyla açık bir çelişki yaşar. Beklenen adam üçüncü gün de gelmeyince, anlatıcı
Beyaz GecelerFyodor Dostoyevski · Ema Kitap · 2017102,2bin okunma
8/10
·130 syf.··
2026 6. kitabı
·
12 günde okudu
·
Okunma: 14 Ocak 2026 21:28
Bazı felsefe seçkisini geçmişten seçip kendine göre nasıl göründüklerini anlatıp kendi fikirlerini sunan Russell kendini hayran bırakıyor okuyuculara. Platon'un İdealar Dünyasına nasıl karşı doğru düzgün çıkılabilir? Tutarlılık doğruluğun ölçütü mü? Hegel'in Salt İdea'sına nasıl bakılmalı? Gibi soruları sistematik olarak fevkalade bir anlatımla kendi süzgecinden geçiriyor. Bir yerde şöyle yazıyor , "Denmiştir ki, yanlışlığın belirtisi inançlarımızın yapısındaki tutarsızlıkta ve doğruluğun özü Doğruluk denilen tümüyle tutarlı bir dizgenin bir bölümü olmaktadır." ardına anlamaya kafa da yorduğu çürüttüğü bu varsayımdan sentezler ortaya koyuyor bu oldukça değerli çünkü sadece reddetmiyor. Bir fikir ya da varsayım var ortada, bunu zihninizde bağlantı kurarak sindirmeniz gerekir, kitabın sindirmeyi kolaylaştırdığını söyleyebilirim(İncelemenin sonuna kendimce not ettiğim soruları kendimce yanıtlamaya çalışacağım.), en azından bana öyle geldi. Mesela şu kısmı okurken kendimce metinde parantez olmasa da zihnimde açıyordum(kitap buna ön ayak oluyordu diyebilirim): " Bulanık betimlemenin birçok türleri vardır, fakat tartışma konumuzu doğrudan ilgilendirmediğinden bunları geçiyorum, çünkü konumuz, bir nesneyi tanımayışımıza karşın belirli bir betimlemeye yanıt olan böyle bir nesnenin bulunduğunu bildiğimiz durumlardaki nesnelerle ilgili bilgimizin doğası üzerinedir." Bu kısmı okuduktan sonra kendi içimdeki parantezi dolduruyorum: Yazar, masayı düşünsel deneylerinde sürekli kullandı, şimdilik ben de yine masadan ilerleyeyim. (Çünküden sonrasını açmaya daha doğrusu somutlaştırmaya çalışacağım.)Masayı tanıyorum (?), bu olmaz! O hâlde tanımadığım bir masayı esas almalıyım ancak tanımıyorsam masa adını nereden çıkarabilirim? Gerçi ideaların ya da nesnelerin bilgisi
Felsefe SorunlarıBertrand Russell · Kabalcı Yayınları · 1994336 okunma