Puan vermedi·134 syf.··
2026 37. kitabı
The Darkest Night, aforizmalardan oluşan, alt yapısında nihilizm, felsefe ve varoluşçuk barındıran bir aydınlanma kitabı. Aydınlanma dememin nedeni, birçok cümlede kendinizi sorgulamanızı sağlayacak fikirler barındırması. Hani rahatsız edici kitaplar deriz ya, işte öyle birşey. Okuyup da geçilecek değil, uzun uzun düşündürecek türden. Genel kabul gören kurallar ve tabular yer yer reddediliyor. İnsanın düşündüklerinden ibaret olduğu ve belki de kimsenin göründüğü gibi olmadığı yine Cem beyin aforizmalarının arasında sık sık karşımıza çıkıyor. Dozunda ve yerinde bir kullanım ile ünlü düşünürlerin alıntılarına da yer verilmiş. Hayat denilen bu yolda belki de zaman zaman kendimizi sorgulamaya ve farklı düşünce yapıları ile karşılaşmaya ihtiyacımız var. Çokça altını çizdim, bazı yerlerde Cem beyin keskin edebi zekasını da hissettim. Kitap şimdilik İngilizce basım. Ama okunması rahat, Türkçesi çıkana kadar merak edenlere söylemiş olayım. Türü sevenlere öneriyorum. Keyifli okumalar dilerim... English The Darkest Night is an enlightenment book composed of aphorisms, underlying nihilism, philosophy, and existentialism. I say enlightenment because many sentences contain ideas that will make you question yourself. You know how we say "disturbing books"? Well, it's one of those. It's not the kind you read and move on from; it will make you think deeply. Generally accepted rules and taboos are occasionally challenged. The idea that a person is defined by their thoughts, and perhaps that no one is what they seem, frequently appears in Mr. Cem's aphorisms. Quotations from famous thinkers are also included, used appropriately and in moderation. Perhaps, on this journey called life, we sometimes need to question ourselves and encounter different ways of thinking. I underlined
1000Kitap
The Darkest NightCem Karaoğlu · İkinci Adam Yayınları · 20242 okunma
Puan vermedi·144 syf.··
2026 88. kitabı
Değirmen, Sabahattin Ali'nin ilk öykü kitabı olup, Anadolu insanının yoksulluğunu, toplumsal adaletsizlikleri, aşkı, tutkuyu ve çaresizliği farklı insan portreleri üzerinden anlatır. Kitaba adını veren ünlü Değirmen öyküsünde, sevdiği kız uğruna kendi bedenini feda eden çingene bir klarnetçinin tutkulu aşkı işlenirken; diğer öykülerde de kasaba hayatının boğucu atmosferi, köylülerin yaşadığı dramlar, toplumsal tabular ve insan doğasının karanlık yönleri gerçekçi, duru ve sarsıcı bir dille gözler önüne serer.
DeğirmenSabahattin Ali · Yapı Kredi Yayınları · 202555,8bin okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Puan vermedi·160 syf.··
2026 11. kitabı
Genel İnceleme Romanın kalbinde yatan ana mesaj, saf merhametin ve insan sevgisinin, ideolojiler ve toplumsal ön yargılar karşısında nasıl çaresiz bırakıldığıdır. Bence kitabın en sarsıcı yönü Hüseyin'in katilinin tek bir kişi olmaması. Kitap Ortadoğu’nun "harese" (kendi kanında boğulma) sarmalını acı bir şekilde deneyimler. Ortadoğu’nun Makus Talihi (Harese Metaforu): Ortadoğu’nun, hırs ve acıdan beslenen, kendi kendini tüketen bir coğrafya haline geldiği mesajı verilir. Livaneli, "Merhamet zulmün merhemi olamaz" diyerek, dünyadaki büyük acıların sadece "acıma duygusuyla" çözülemeyeceğini, sistemli kötülüğün karşısında bireysel merhametin bazen sahibini yakacağını anlatır. Livaneli’ye göre, dünyada bunca adaletsizlik ve acı varken "huzurlu" yaşamak bir duyarsızlık göstergesidir. İbrahim’in hikayenin sonunda hissettiği o kalıcı huzursuzluk, aslında onun yeniden "insanlaşmasının" ve vicdanının uyanmasının bir sembolüdür. Kitapta Ezidilik Kitapta Ezidilerin tek tanrılı bir inanca sahip olduğu, ancak Tanrı'nın dünyayı yönettikten sonra onu Melek Tavus (Tavus Kuşu şeklinde sembolize edilen başmelek) liderliğindeki 7 meleğe bıraktığı anlatılır. Kitap, İslam coğrafyasının Melek Tavus’u yanlış bir şekilde "Şeytan" olarak yorumlaması yüzünden bu halkın yüzyıllardır "Şeytana tapanlar" iftirasına uğradığını vurgular. Ezidilerin güneşe dönerek dua ettikleri, ışığı kutsal saydıkları, doğaya, ağaçlara ve suya kutsallık atfettikleri, beyaz giysiler giydikleri anlatılır. Romanda satır arasında geçen ilginç ritüellerden biri de marul yememe tabusudur. Ezidi inancında mavi renk kutsal kabul edilir ve bu kutsallıktan dolayı günlük yaşamda kullanımı üzerinde çok sert yasaklar (tabular) vardır. Kitapta ana yurtlarının Irak’ın Sincar (Şengal) bölgesi olduğu belirtilir.
HuzursuzlukZülfü Livaneli · Doğan Kitap · 2017117,6bin okunma
10/10
·440 syf.··
Beğendi
·
2026 38. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 10 Haziran 2026 00:43
“Herkes Tanrı’nın kendisini seçtiğine inanıyor; Hristiyanlar, Müslümanlar…” seçilmiş din. Sizce de böyle bir şey var mı? Kutsal metinlerin arasına sıkıştırılmış ırkların kendini üstün görmesini sağlayan Tanrı’nın kelamı. Peki soruyorum Tanrı sizce kendi yarattığı kullar arasında ayrım yapmış olabilir mi? Birini diğerine zulmetsin diye yaratmış olabilir mi? Bence hayır. Bahsedildiği gibi adil ise tabi :) Çok tartışmalı bir cevap olur sanırım, bunu farklı konulardan da ele alıp din teması üzerinden konuşmazsak. Herkesin kendine göre bir din anlayışı var. Hatta bazılarının işine göre. Bana göre; başı sıkışınca Tanrı’ya inancı sonsuz olabilen, iyi zamanlarında Tanrı’yı unutabilen bir varlıktır insan. Göreceli ve sonsuza kadar tartışılabilecek bir konudur bu. Sen ak dersin ben kara. Ben inançlıyım derim sen inançsızsın dersin. Kime göre,neye göre. Ayrıca Sanane ve Bananeee? Başkalarına düşüncelerini dikte etmeye calismadığın sürece bence bir mahsuru yok. Bazen tabi dilimizi de tutamıyoruz o da ayrı. Bir şeylere körükörüne inanmak yerine benden asırlar önce yaşamış insanların düşüncelerini okumayı tercih ederim. İşte bu kitap tam olarak bizim (benim) merak ettiklerimi-zi belki de sormaya çekindiğimiz tüm soruları Spinoza eşliğinde okurla cevaplamaya çalışıyor. Şimdi gelelim kitabın konusuna; 1656 yılınının Amsterdam’ı ve Spinoza. 1910 yılının Estonya’sı ve Alfred Rosenberg (hitlerin en büyük akıl hocası, büyük fikirlerin gerçek babası) Geçmiş gelecek arasında gidip gelerek yazılmış bir kitap daha çok felsefe üzerine kurulmuş. Yalom iki insanın davranışlarının düşüncelerinin derinlerine inerek onları bir psikoterapist olarak ele alıyor. Cemaatin batıl inançlarını kabul etmeyerek, aforoz edilmiş Spinoza’nın bazı kaynakların gerçekliğine dayanarak bir topluluğuna dahil
İnsan ve Duygular
Spinoza ProblemiIrvin D. Yalom · Pegasus Yayınları · 20192,694 okunma
Özerklikten Sadakate: Türk Akademisinin Çöküşü
10/10
·400 syf.··
Beğendi
·
2026 21. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 23 Mayıs 2026 20:02
Türkiye’de Üniversitenin Dönüşümü Üzerine Bir İnceleme; Özerklikten İdeolojik Kuşatmaya, Bilimden Sadakate Türkiye’de üniversite meselesi yalnızca eğitim politikalarıyla ilgili değildir; aynı zamanda siyasal iktidarın toplum tasavvuruyla, gençlik anlayışıyla ve geleceğe dair kurmak istediği düzenle doğrudan ilişkilidir. Verilen alıntılar, özellikle 2006 sonrası yükseköğretim sisteminde yaşanan dönüşümü yalnızca niceliksel bir genişleme olarak değil, üniversitenin ruhunu değiştiren ideolojik bir yeniden yapılanma olarak ele almaktadır. Kitapta üniversite; özgürlüğün, eleştirel düşüncenin ve bilimsel özerkliğin mekanı olmaktan çıkarılarak siyasal ve kültürel denetimin aracı haline getirilen bir kurum olarak resmedilir. İnceleme boyunca öne çıkan temel meseleler; üniversitenin özerkliğinin aşınması, liyakat sisteminin çöküşü, akademinin siyasallaşması, dinin kampüs yaşamındaki genişleyen etkisi, taşra üniversitelerinin yapısal sorunları, gençlik üzerindeki ideolojik mühendislik faaliyetleri ve bütün bunların Türkiye’nin bilimsel geleceği üzerindeki etkileridir. Üniversite Kavramı: Özgürlüğün ve Çoğulluğun Mekanı; Metnin başlangıcında üniversite, insanlığın yüzlerce yıllık bilgi birikimini taşıyan bir alan olarak tanımlanır. Bu yaklaşım, modern üniversite fikrinin klasik anlayışına dayanır: Üniversite yalnızca meslek edindiren bir kurum değil; bireyin düşünsel dönüşüm yaşadığı, farklı fikirlerle karşılaştığı, dogmaları sorguladığı bir özgürlük alanıdır. Burada özellikle şu vurgu önemlidir: “Tek hakikat yoktur.” “Tabular ve kutsallar yoktur.” “Sormak ve sorgulamak serbesttir.” Bu ifadeler **üniversiteyi, dogmatik düşünceye karşı konumlandırır. Üniversitenin temel işlevi, mutlak doğrular üretmek değil; bilgiye eleştirel yaklaşabilen bireyler
Taşra ÜniversiteleriTuğba Tekerek · İletişim Yayınları · 202388 okunma
Kadınların Bilmesi İstenmeyen Şeyler
9/10
·416 syf.··
2026 29. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 12 Mayıs 2026 16:53
Emily Nagoski’nin bu kitabı, kadın cinselliğini toplumsal tabular üzerinden değil; biyoloji, psikoloji ve nörobilim üzerinden açıklayan oldukça kapsamlı bir çalışma. En önemli tarafı ise kadın bedenini “problem çözülmesi gereken bir şey” gibi değil, anlaşılması gereken doğal bir yapı olarak ele alması. Bir kadının kendi bedenini tanıması için gerçekten önemli bir kitap. Çünkü yıllarca kadın bedeni, kadına bile “ayıp”, “saklanması gereken” ya da konuşulmaması gereken bir şey gibi öğretildi. Kadınlar kendi bedenlerine çoğu zaman suçluluk ve utanç duygusuyla yaklaşırken; erkek bedeninin görünürlüğü ve cinselliği çok daha normalleştirildi. Erkek çocuklarının bedenleriyle ilgili süreçlerin açık yaşanması, sünnetin toplumsal bir kutlama hâline gelmesi ya da erkek cinselliğinin rahatça konuşulabilmesi bunun bir yansıması. Kadınlar ise çoğu zaman cinselliğin öznesi değil, yalnızca erkeğin deneyiminin bir parçası gibi konumlandırıldı. Bu yüzden kadın hazı, arzusu ve zevk alma hakkı geri plana itildi. Bu yaşıma gelmiş biri olarak, bu kitapta anlatılan birçok şeyi aslında hiç bilmeden yetiştirildiğimi fark ettim. Çünkü bu konular bize hiçbir zaman doğal, konuşulabilir ya da öğrenilebilir şeyler gibi öğretilmedi. Aksine; ayıp, utanç verici ve konuşulmaması gereken meseleler hâline getirildi. Bu yüzden ne aile içinde ne de arkadaş ortamlarında rahatça konuşabildim. Kadınların kendi bedenlerini bile yeterince tanımadan büyümesi, belki de bu baskının en görünmez tarafı. Eğitim sistemlerinde bu konuların yüzeysel geçilmesi ya da tamamen görmezden gelinmesi de bunun bir parçası. Ve eminim benim gibi birçok kadın, bu kitapta yazan bilgilerin büyük kısmından habersiz yetiştirildi. Belki de en üzücü tarafı bu: **İnsan kendi bedeniyle ilgili en temel şeyleri bile yıllar sonra,