Ayrıntı Yayınları'na olan saygımı yitirdim bu kitap benzeri başarısız metin yüzünden. Nasıl ikna oldular nasıl kitap haline getirdiler aklım almıyor. Kitap fuarında onca güzellik arasından deneysel takılacağım diye bu kitabı seçen şahsımı ve talihimi kınıyorum.
Bir gün Tek Başına'yı okuyan biri olarak Bitti Bitti Bitmedi'den keyif almam mümkün olmadı. Vedat Türkali'yi ilk kez okuyacaklar bu kitaptan başlamasınlar.
"Sevince, kedere, acılara ancak belli bir dereceye dek dayanabilir ve o derece aşılırsa insan yok olur. Yani söz konusu olan, birinin güçlü ya da zayıf olup olmadığı değildir! Kendi yaşantısına ne ölçüde dayanabiliyor, mesele budur! Hem ahlaki hem bedensel anlamda. Kanımca kızgın bir ateşten ötürü ölen birine korkak demek nasıl garip olacaksa, kendi yaşamına son veren birine korkak demek de garip olacaktır.''
Okuduğu ve beğendiği şairler, başta Poe ve Baudelaire olmak üzere hepsi "asla"nın prensi değil miydiler? Onların beşikleri hep "olamaz" burçlarında sallanmış, ömürleri "imkansız"ın ülkesinde geçmişti. Hayatımızı geri dönemeyecek bir uca taşımazsak, şiirin peteğini nasıl doldururduk? Onun için gürültülü neşesine, riyazi denebilecek bir tahlil kabiliyetine, geniş hayat iştahına rağmen Mümtaz, o zamana kadar ömrünün ve gençliğinin kendisine üst üste açtığı sofraları reddetmekle kalmamış, hayatının acı taraflarını ancak yaşanacak iklim gibi kabul etmişti.