Müellif bize kitabını takdim ederken; bir yolculuğa çıktığını, Hint diyarında muhtelif yerleri ziyaret ettiğini ve kendisini ziyarete gelenlerle muhtelif temaslarda bulunduğunu söylüyor. Bu çerçevede Peşaver’deki Şiîler tarafından Peşaver’e davet edildiğini ve kendisinin oraya geldiğini duyan bölgedeki Sünnî âlimlerin kendisiyle görüşmeyi talep ettiklerini ifade ediyor. Kendisini ziyarete gelenlerin, Hâfız Muhammed Râşid, Şeyh Abdüsselâm, Seyyid Abdülhayy ve oradaki Sünnî ulemânın büyüklerinden bir grup olduğunu söylüyorsa da¹⁸ bu zâtların kim olduğunu, ilimdeki seviyelerini münazara ilerledikçe az-çok anlayabiliyoruz. Bu zâtlarla yapılan (...) münazaranın –ileride göreceğimiz gibi– mâhiyeti, müellifin söylediklerinin sıhhati, bu müzevver kitabın yazılış gayesine hizmet etmesinden başka bir şeyle telif edilemez. Birkaç gece devam eden bu münazarayı, orada bulunan ve hızlı yazı yazan bazı Hintli gazete muhabirlerinin o akşamki oturumda konuşulanları anında kayda geçirdiği ve ertesi günkü gazetelere bu kayıtları yetiştirerek neşrettiğini ifade eden müellif, Peşaver Geceleri’ni de bu kayıtlardan toplayarak neşre hazırladığını söylüyor.
"Kim de zikrimden (göndereceğim Kitaplardan) yüz çevirirse, şüphesiz ki ona sıkıcı/dar bir hayat vardır ve Kıyamet Günü'nde onu kör olarak diriltiriz." Tâhâ-124 "Rabbinin ayetleri kendisine hatırlatıldığı hâlde yüz çeviren ve elleriyle (yapıp) takdim ettiğini unutandan daha zalim kim olabilir? Şüphesiz ki anlamamaları için kalplerine perde germiş, kulaklarına da ağırlık koymuşuzdur. Sen onları hidayete çağırsan bile, ebediyen doğru yolu bulamazlar." Kehf-57 "Gökleri, yeri ve ikisi arasındakileri ancak hak ile ve belirlenmiş bir süreye kadar yarattık. Kâfirler, uyarıldıkları şeyden yüz çeviren kimselerdir." Ahkâf-3
Sayfa 146·Kitabı okuyor
Alıntı
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Yusuf Has Hácib
Çin yönetimi, Yûsuf Has Hacib'i bir "Karahanlı mütefekkiri" şeklinde değil, "Uygur azınlığa mensup bir kültür adamı" olarak takdim ediyordu.
   "İbadet ve güzel amellerini çokça yapmaya değil de onları ihlaslı ve mükemmel bir şekilde yapmaya çalış!    Gafilce yapılan çok sayıda ibadet, çok sayıdaki değeri az eski elbiseye benzer.    Bilinçli ve duyarlı olarak yapılan ameller ise sayısı az fakat değeri çok yüksek yeni elbiselere veya hacmi küçük, kıymeti büyük mücevhere benzer.    Gönlünü Allah’a veren ve amansızca saldıran şehvet ve yasak arzulardan kalbini koruyan kimse, sadece bol bol (nafile) namaz kılıp çok fazla oruç tutan kimseden daha hayırlıdır.    Dikkatini tam anlamıyla toplayamadan namaz kılan kişi, krala içi boş sandıklar armağan eden gibidir. Öyle biri, o sandıklardan dolayı kralın kendisini asla unutmayıp cezaya çarptırdığı kimseye benzer.    Namazını Allah’ın huzurunda olduğunun tam bilinciyle kılan ise, bin altın değerinde bir mücevher takdim eden ve kralın bu güzel hediyeden dolayı kendisini hep hatırladığı kimseye benzer."
sufi kitap·Kitabı okudu
Alıntı
…evvelini ahirini, takdim tehirini kestiremedim.
Sayfa 25·Kitabı okuyor
Alıntı
Midesi hassas olan okumasın!
Bu aslında en güzel defnetme tarzımız değil. Filozoflarımızdan biri, artık hafızasının zayıfladığı ve yılların soğuğunun ruhunun hareketlerini uyuşturduğunu hissettiği yaşa geldiği zaman dostlarını şatafatlı bir ziyafet vererek bir araya toplar. Sonra, kendisine doğadan ayrılma kararını aldırtan sebepleri açıklar. Yapmış olduğu güzelliklere daha fazla şeyler ekleme ihtimali bulunmadığından, ona ya lütufta bulunulur, yani ölmesi önerilir yahut çok sert bir yaşama emri verilir. Yani, oy çokluğu ile son nefesi kendi ellerine bırakılırsa, en çok sevdiklerini törenin yer ve gününden haberdar eder. Onlar da müshil alır ve yirmi dört saat hiçbir şey yemezler. Bilgenin evine gelip, güneşe adaklarını sunduktan sonra, tören yatağına uzanmış olarak onları bekleyen yürekli cömerdin odasına girerler. Herkes sırasına göre öpüşmeye koşar, yanına en çok sevdiği gelince, onu şefkatle öptükten sonra midesine yaslar ve dudağını dudağına birleştirerek, serbest olan sağ eliyle, kalbine hançeri daldırır. Sevgili arkadaşı, sevgili dostunun nefesinin kesildiğini hissedinceye kadar, dudaklarını onunkilerden ayırmaz. Sonra, demir parçasını göğsünden çeker, yarasını ağzıyla kapatır, kanını yutmaya başlar ve daha fazla içemeyinceye kadar emer. Hemen ardından bir başkası onun sırasını alır ve birinci arkadaş yatağa taşınılır. İkinci de doymuş olunca, üçüncüye yer vermek üzere, o da yatırılır. Sonunda, bütün katılımcılar doyunca, dört veya beş saat sonra, her birine on altı yahut on yedi yaşlarında bir genç kız takdim edilir. Aşkın tadını çıkarttıkları üç dört gün boyunca, bu birleşmelerden arkadaşlarının hayatının devam edeceğine emin oldukları bir şey doğar diye, tamamen çiğ yedikleri ölünün etiyle beslenirler.