​Bugün Kendi Çocukluğumu Mutlu Ettim... ​Zaman, kimileri için amansız bir hızla akıp giden bir nehir, kimileri içinse hep aynı masum kıyıda duran bir saat kadrandır. Bazı ruhlar vardır ki, takvimler neyi gösterirse göstersin, dünyanın o hiç kirlenmemiş, hep çocuk kalan tarafında nöbet tutarlar. Tıpkı bugün yeni bir yaşın kapısını aralayan, ama kalbi hep o en saf çocukluk hevesiyle atan güzel Nurcihan gibi... Onun dünyasında hayat; sığınacak, sevilecek ve sımsıkı sarılınacak bir "bebek" sıcaklığından ibaret. ​Onun gözlerindeki o ısrarlı, o hevesli arayışı her gördüğümde, zamanın geriye doğru büküldüğünü hissederim. Hafızamın tozlu raflarından, 90'ların ortalarında bir yerlerden, bir zamanlar tam da Nurcihan gibi bekleyen, umut eden küçük bir kız çocuğu çıkıp gelir. Kapıların ardında özlemle beklenen, mahrumiyetin sessizliğiyle geçiştirilen o çocuksu dilekleri en iyi ben bilirim. Ve gün gelir, hiç tanımadığınız bir yabancının uzattığı bir el, o küçük kızın dünyasını değiştirir; bir çocuğun kalbine dokunmanın ne büyük bir mucize olduğunu fısıldar kulaklarına. ​İşte bugün, bir annenin kalbiyle ve geçmişin o hiç unutulmayan emanetiyle Nurcihan’ın yanındaydım. Aslında bir başkasının eksikliğini gidermek için atılan her adım, insanın kendi içindeki o eski, kırık dökük odaları tamir etme çabasıymış, bunu bir kez daha anladım. Bir çocuğun yüzündeki tebessüme vesile olurken, asıl iyileşen bendim. ​Nurcihan kucağındaki yeni oyuncağına masumiyetle sarılırken, ben yıllar öncesinin o uzak ikliminde kalmış eksik çocukluğumun elinden tuttum. Sadece bir kalbi mutlu etmeye çalışmadım; bugün, o küçük kızın payına düşen gecikmiş bir sevinci tamamladım. ​Bugün, bir başkasının tebessümünde kendi çocukluğumu mutlu ettim. Sevgili annesi Özlem Koyun hanımefendi arkadaşıma da ayrıca teşekkür
"Hangi yaşa gelirsem geleyim, içimde hep o güvenli gölgeni arıyorum. Hayatın yükü omuzlarıma her ağır geldiğinde, adımlarımın arkasındaki o ilk gücü, senin o sessiz duruşunu özlüyorum. Takvimler neyi gösterirse göstersin, kalbimin en korunaklı köşesi her zaman senin yanın... Babalar Günün kutlu olsun."
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Devetabanı Günlükleri
Yalan. Hayatın devam ettiğini söylüyorlar. Ben inanmıyorum. Çünkü ben bu odada Senin gittiğin güne Bu dört duvarın arasında, zamanı saçlarından yakalayıp çiviledim duvara. O günden sonra takvimler değişti. Mevsimler değişti. Penceremin önünden insanlar geçti. Çocuklar büyüdü. Saçlar ağardı. Ama benim içimde hiçbir şey yerinden kıpırdamadı. Sen giderken arkanda bir boşluk bırakmadın. Bir mesafe bıraktın. Kimsenin aşamadığı bir mesafe. Dünya boyunca yüzler gördüm. Sesler duydum. İsimler işittim. Ama hiçbiri bana ulaşamadı. Çünkü ben insanlardan uzak değildim. Senden uzaktım. Ve bu ikisi aynı şey değildir. Sen gittikten sonra şiir yazmadım. Yazamadım demiyorum. Yazmadım. Çünkü şiir biraz da insanın içindeki adres meselesidir. Ben bütün mektuplarımı tek bir isme yazıyordum. O isim gidince zarflar da boş kaldı. Bazen gecenin bir vakti hiç sevmediğim bir şarkıyı başa sarıp duruyorum. Birisi görse deli sanır.
Saatler Durunca İnsanlar Kendine Yetişti..
Bir gün, dünyanın bütün saatleri aynı anda durdu. Kimse neden olduğunu anlayamadı. Sabah işe yetişmeye çalışan insanlar durdu önce. Kolundaki saate bakan adam saniye ibresinin titreyip kaldığını gördü. Telefonlar çalışıyordu ama zaman ilerlemiyordu. Televizyonlar açıktı, arabalar hareket ediyordu, insanlar konuşuyordu fakat saatler durmuştu. İlk başta önemsemedi kimse. Nasıl olsa düzelir diye düşündüler. Ama düzelmedi. Dakikalar geçmedi. Saatler ilerlemedi. Takvim aynı günde kaldı. Ve dünyanın başına gelen en garip şey, insanların düşündüğünün aksine zamanın durması olmadı. Asıl garip olan, insanların ilk kez nereye yetiştiklerini bilmemeleriydi. Çünkü meğer insanların hayatı saatlerle değil, aceleyle çalışıyormuş. Bir kadın sabah evden çıkarken neden koştuğunu fark edemedi. Bir adam yıllardır ilk kez kahvesini yavaş içti. Bir öğrenci camdan dışarı bakıp gökyüzünün rengini fark etti.
Duygular
Hayal kurmayı çocuklar icat etti, bizler ise büyüdükçe ertelemeyi öğrendik. Oysa insanı yarına taşıyan şey, takvimler değil; kalbinde sakladığı umutlar ve vazgeçmediği hayallerdir. ___ /Güven Taşdemir
Duygu ve Düşünce
Senin Adına Yazılmamış Bir şiir (En güzel en özel insana yazılmış ) Seni hiç kimsenin bakmadığı bir gökyüzüne sakladım, Çünkü yıldızlar bile adını öğrenirse gece bana küser diye korktum. Bir çiçeğin açışında değil, yağmurun toprağa ilk değdiği o isimsiz anda sevdim seni. Ne mevsimler anlattı bunu, ne de takvimler… Sen, kalbimin kimseye göstermediği sessiz bir odada büyüyen tek çiçeksin. Kapısını özlem açıyor, penceresinden yalnızca hayalin giriyor. Bir gün karşıma çıksan, belki konuşamam. Çünkü bazı aşklar dile gelince eksilir, ben seni eksilmeden sevmeyi seçtim. Gözlerin bal biliyorum, Ve ben esiriyim, içimdeki bütün karanlık sen gülümsemişsin gibi aydınlanıyor. Sesini duymadım hiç, geceler sesine benzettiğim bir rüzgârla uyuyor. Eğer kaderin bir kalbi olsaydı, beni sana götürmek için daha hızlı atardı. Ama beklemek de sevmenin başka bir şekliymiş; ben bunu senin yokluğunda öğrendim. Bir gün bu dünya susarsa, ve bütün şarkılar unutulursa,