Söylediklerimizden çıkan sonuca göre, bu kitapta sunulan görüşler, Freud'un tarihi, kendi içlerinde toplumsal olarak koşullandırılmamış ruhbilimsel güçlerin bir sonucu şeklinde yorumlayan görüşüyle büyük bir uyuşmazlık içinde olması bakımından, onunkilerden farklıdır. Bu görüşler, toplumsal süreçteki dinamik öğelerden biri olarak insan faktörünün rolünü dikkate almayan kuramlanyla da büyük bir uyuşmazlık içindedir. Bu eleştiri, yalnızca, (Durkheim ve onun okulunun kuramları gibi) ruhbilimsel sorunlan toplumbilimden dışlamayı açık açık isteyen toplumbilimsel kuramlara değil, az çok davranışsal ruhbilim boyasına banılmış kuramlara da yöneltilmiştir. Bu kuramların hepsinde de insan doğasının kendi dinamizminin bulunmadığı ve ruhbilimsel değişimlerin, yeni kültür kalıplama bir uyarlanma şeklinde, yeni "alışkanlıkların gelişmesi çerçevesinde ele alınmasının gerektiği noktasından hareket edilmiştir. Bu kuramlar, ruhbilimsel etmenden söz etmelerine karşın, aynı zamanda bu etmeni kültür kalıplarının bir gölgesine indirgemektedirler. Gerçi, değişmez bir insan doğası yoktur ama, insan doğasını sonsuz sayıda kalıba dökülebilen ve kendi ruhbilimsel dinamizmini geliştirmeksizin kendini her türden koşula uyarlayabilen bir şey olarak göremeyiz, insan doğası, tarihsel evrimin bir ürünüdür gerçi ama, doğuştan getirdiği belli mekanizmaları, yasaları bulunmaktadır, ve bunların ortaya çıkarılması, ruhbilimin görevidir.