Bu adamın romantizm ve maceracılığı bütün kuralları ezip geçiyordu. Bu tehlikeli ve her an gülmeye hazır adamla birlikteyken, hayat ciddi çabalar ve kısıtlamalarla dolu değildi; tepetaklak edilebilecek bir oyuncak, kaygısızca yaşanıp tadına varılacak ve yine kaygısızca kenara fırlatılacak bir şeydi. “Oyna öyleyse bu oyunu!” diyordu içindeki çığlık. “İstiyorsan yaslan ona ve ellerini boynuna koy!” Bu düşüncenin tekinsizliğine isyan etmek istedi ve genç adamda bulunmayan her şeye karşı, boş yere kendi temizlik ve kültüründen medet umdu.
Doğası gereği, güçlü düşünceleri ve hisleri vardı; yaratıcı ruhu huzursuz ve baskıcıydı. İfade ve şekil kazanmak için doğum sancısı çeken fikir ve duygular, onu hızla ele geçirdi. Kim olduğunu, nerede bulunduğunu unuttu ve tüm eski kelimeler –bildiği konuşma gereçleri– uçup gitti.
Hiç okunmaması gereken bir sürü şiiri var. Büyük şairlerin her dizesi güzel hakikatlerle doludur ve insanın içindeki yüksek, soylu şeylere seslenir. Büyük şairlerin tek bir dizesinden vazgeçmek bile dünyayı fakirleştirir.
İşte uğrunda yaşamaya değer bir şey bulmuştu; kazanmaya değer, savaşmaya ve evet, ölmeye değer. Kitaplar doğru söylüyordu. Dünyada öyle kadınlar vardı. Bu onlardan biriydi.