İnanmak, belkide insanlara verilmiş en önemli özelliktir. İnanma ve düşünmek, bizi insan yapan özelliklerdir. Ülküsüz bir insan yaşamının, hayvan yaşamından ne farkı olabilir ki? Ülkü yaşamdır. Ülkü hayattır. Su, yemek ve hava canlılar için ne derece gerekliyse, ülküde o derecede insana gereklidir. İnanç, sadece tanrı inancı değildir. Tanrıya inanmamamakta bir inançtır. Ya da hiçliğe inanmakta bir inançtır. Hiçliğe inanmak bile inançsa o zaman inançsız bir insan olmamalıdır bu dünyada. Ama ne yazık ki var. İşte tam burada ikinci faktör devreye giriyor. Düşünmek inanmaktan da önce gelir. Düşünen insan inancına kavuşur ve onu yaşamı yapar. O, inancı temel ihtiyaçlarının üstüne koyar. Ama düşünmeyen insan sadece zevk ve arzuları için, tıpkı bir 'hayvan' gibi yaşar. Hayvanın düşündüğü tek şey yaşama isteğidir. Avlanır, su içer, soyunu devam ettirir ve ölür. Ülküsüz bir insanın, düşünceden aciz bir hayvandan farkı nedir? her insan sorgulamalı. Halk da sorgulamalı filozoflar da. Toplumlar halkları cahil olarak görürler. hayır, cahillik bilgi bilmeme değildir. Asıl cahillik ülkü sahipsizliğidir. Yaşamın kökü düşünce ve inançtır. Atalarımız, binyıllar önce bize inanmayı öğütlemişlerdir. Bugünün Materyalist kafası, atalarımızı hiçe sayarak, yaşamın temel kaynağı olan düşünce ve ülküyü hiçe sayar. Bu ise, insan ile hayvan arasındaki taş köprünün kilit taşlarını hiçe saymaktır. İşte bu köprü yıkılırsa o yıllardır beklenen kıyamet sonunda gelmiş olur. Hiçlik bile bir inançsa neden materyalizm bir inanç olmasın? Materyalizm bir inanç değilidir. İnsan benliğini, insanı insan yapan yapıtaşlarını hiçe saymak, bir ülkü olamaz, olmamalıdır. Ülkü, insana can veriri ve zamanı gelince geri ister. Gerçek ülkü sahibi insan, gözünü kırpmadan ülküsüne sarılan insandır. İnsan ülküsüzken