Senin ırk dediğin şey, alt tarafı, açlıktan, vebadan, urlardan ve soğuktan kaçarak, yedi düvelin sillesini yedikten sonra gelip kendini burada bulmuş, pirelenmiş, gözü çapaklı, götü donmuş, bana benzeyen koca bir çulsuzlar yığınından ibarettir.
Yalnız kalmaktan, düşünürken tek başına olduğunu hissetmekten korkuyordu. Boş kağıtla yüz yüze gelince bana duyuracak şekilde mırıldanmaya başlamasından anladım bunu; yazmak istediklerini peşinen onaylamamı bekliyordu. Birkaç cümle çiziştirdikten sonra, çocuksu bir alçakgönüllülüğü hatırlatan bir gurur eksikliği ve merakla, yazdıklarını bana göstermeye başladı: Yazmaya değer miydi acaba bunlar?
Bütün gün taş topladıktan sonra akşamları gene zincirlerle birbirimize bağlı zindanımıza dönerken İstanbul'un güzel şehir olduğunu, ama insanın burada köle değil, efendi olması gerektiğini düşünürdüm.